Muğlalılar acele kamulaştırmaya karşı tepkili. Ortak mücadele kararı alındı

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 10 Acak 2026 tarihinde milas’a bağıl İkizköy AKbbelen ve 5 köyde 679 parselin Limak İÇTAŞ için acele kamulaştırıLması kararı Muğla’da düzenlenen  “Plansız Kamulaştırma: Kamu Kararı mı, Acele Karar mı?” başlıklı panel ile masaya yatırıldı.

Muğlalılar acele kamulaştırmaya karşı tepkili. Ortak mücadele kararı alındı
Muğlalılar acele kamulaştırmaya karşı tepkili. Ortak mücadele kararı alındı

10 Ocak 2026 tarih ve 10848 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Milas sınırları içindeki Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç, Karacahisar ve Kayaderesi mahallelerinde toplam 679 parselin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca madencilik faaliyetleri için acele kamulaştırılmasına hükmedilmişti.

Ardından Muğla’da yaklaşık 45 STK temsilcisi, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşların katıldığı geniş kapsamlı toplantı düzenlendi.

Toplantı sonucunda ortak bildiri kararı alındı.

Bildiride şunlar denildi:

10 Ocak 2026 tarih ve 10848 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, Milas sınırları içinde yer alan Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç, Karacahisar ve Kayaderesi köylerinde (mahallelerinde) 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca "kamu yararı" gerekçesiyle 679 parselin madencilik faaliyetleri için acele kamulaştırılmasına hükmedilmiştir. Söz konusu karar, anayasada (madde 46) ve kamulaştırma kanununda (no. 2942) kendisine atıf yapılan “Kamu”yu oluşturan bizler, yani kamunun bizzat kendisi tarafından; insani, ahlaki, teknik ve bilimsel yönleriyle değerlendirildi. Yaptığımız tartışmalar, bizlere sorulmadan alınan ve “aceleye” getirilen bu karara dayalı her türlü uygulama ve faaliyetin “Kamu Zararı”na yol açacağını kesin olarak ortaya koymuştur. Yaptığımız tartışma ve değerlendirmeler sonucunda şu sonuçlara ulaşılmıştır:

 1) Milas ve çevresindeki köylerde alınan acele kamulaştırma kararları, yalnızca tapuların el değiştirmesi anlamına gelmemektedir. Bu kararlar, üretim biçimlerini, su varlıklarını, yerel istihdamı, kültürel mirası ve gelecek kuşakların yaşam olanaklarını doğrudan ve geri dönülmez biçimde etkilemektedir.

 2) Uzmanlarca yürütülmüş bilimsel çalışmalar ve geçmiş döneme dair deneyim göstermektedir ki her türlü madencilik faaliyeti, yalnızca toprak kalitesini zedelemekle kalmamakta, aynı zamanda yer altı ve yer üstü su kaynaklarını kirleterek kullanılabilirliğini tehlikeye atmakta, hatta bu kaynakları kurutmaktadır. Örneğin, Çamköy ve çevresindeki yeraltı suları, Bodrum’un içme ve kullanma suyunun önemli bir bölümünü beslemektedir. Madencilik faaliyetleri yeraltı su seviyesini düşürmekte, tuzlanma riskini artırmakta ve yaz aylarında su kesintilerine yol açmaktadır. Kuraklık tehlikesinin acı yüzünü bizlere artık doğrudan göstermekte olduğu bir dönemde, uzun vadeli sorunları gözardı eden böylesine bir acelecilik, hepimiz için ağır bedeller doğuracaktır. Kuraklık herkesi aynı biçimde vuracaktır. Bununla birlikte, üç termik santral ve çok sayıda maden ocağıyla zaten nefesi daralan Muğla’da, bu faaliyetlerin artması yaşamı daha da kirletecek; çocuklarımızın, yaşlılarımızın, insanımızın sağlığını doğrudan tehdit edecek, hastalığı ve yoksulluğu büyütecektir. Kapsamlı, bilimsel ve planlı yaklaşan bir karar alma mekanizmasının işletilmesi şarttır.

3) Bu alan, tarım–turizm–enerji–lojistik eksenlerinin kesiştiği, Muğla’nın en yüksek ekonomik çeşitlenme potansiyeline sahip bölgelerinden biridir. Alınan acele kamulaştırma kararı ise, çok sektörlü bir yerel ekonomi yerine tek sektöre mahkûm bir iktisadi yapıyı güçlendirecektir. Madencilik ve termik santral faaliyetleri, geçici, sınırlı istihdam yaratan, dışarıdan işgücüne dayalı ve ömrü kısıtlı bir ekonomik model sunmaktadır. Bu model, bölge halkı açısından kalıcı bir geçim güvencesi yaratmadığı gibi, madencilik sona erdiğinde geride işsizleşmiş, toprağından koparılmış ve yeniden üretim yapma imkânını yitirmiş bir nüfus bırakma riski taşımaktadır. Yöreden gelen ses, “Maden geçici, yıkımı kalıcı” diye yankılanmaktadır.

 4) Meslek uzmanlarınca yürütülmüş bilimsel çalışmalar (Makina Mühendisleri ve Elektrik Mühendisleri Odası’nın 2022 tarihli bölge raporu) Türkiye’de enterkonnekte sistem nedeniyle enerji arz güvenliği riskinin bulunmadığını, termik santrallerin eskimekte ve verimliliklerinin giderek düşmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Acele kamulaştırma yoluyla girişilen bu türden yatırımlar sürdürülebilir değildir ve katma değerleri düşüktür. Ulusal politikamızda giderek önem kazanan “yenilenebilir enerji kaynakları”na yönelmek ve böylece ülkemize de örnek olmak açısından Muğla oldukça avantajlı bir konumdadır. Kısa vadeli ve tek seçenekli bir aceleciliktense, uzun vadeli, kapsamlı, çok seçenekli bir enerji stratejisine ihtiyacımız vardır. Muğla’da bunu başarırız. 5) Mesele yaşamsaldır. Sadece ekmek parası değil, sadece doğal zenginlikler değil, huzur ve gelecek güvencesi, memleket ve onun toprağıyla kurulan bağdır söz konusu olan. Muğlalıların dediği gibi: “Bu toprak boş değil. Bu toprakta insan eksen insan çıkar; işte o kadar bereketlidir.”

(İkizköylü) “Tapu sadece bir kâğıt parçası değil; tapu bizim yaşam güvencemizdir.”

(Karacahisarlı) “Toprak giderse, hayat gider.”

 (Çamköylü) “Bize sorulmadan alınan karar, bizim kararımız değildir.” (Karacahisarlı) Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve hür yurttaşları olarak Anayasamızda bizlere tanınmış olan “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler”in farkındayız. III. Nolu Kamu Yararı başlığı altında verilen kamulaştırma maddesi, örneğin, tarım ve hayvancılığı ve çiftçiyi korumayı amaçlayan maddelerle birlikte zikredilmektedir. Açıktır ki idari bir işlem olarak kamulaştırma, anayasal olarak vatandaşlara tanınan haklarla çelişemez ve mağduriyet yaratamaz. Dahası, bir yörede mağduriyet yaratması kesin olan böylesi bir kararın, o yöre dışında kalanlar için daha büyük bir fayda üreteceği varsayımına dayalı bir kamulaştırma fikri, nimetkülfet hesabı açıkça yapılmadan ve yörede yaşayanların rızası gözetilmeden hayata geçirildiğinde, en hafifinden, adalet duygusunu ve vicdanları zedeleyecektir. İnsanları ülkelerine ve bir diğerine bağlayan, onları kelimenin tam anlamıyla “Biz” haline getiren, “Kamu” haline getiren şey, öncelikle o memleketi yurt tutabilmeleri, o topraklarda kök salabilmeleridir. Bu kamulaştırma kararı, yalnızca o güzelim ağaçları değil, insanları da köklerinden ayıracaktır. Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamamız gerekirken, ağaçlarımızla birlikte hürriyetlerimiz budanmakta ve kökünden sökülmektedir. Bu yanlıştan derhal dönülmelidir. Bizler, yani Muğla’yı yurt tutmuş ve Muğla ile yoğrulmuşlar; Bizler, yani bu güzel ülkenin ve cumhuriyetin temellerine taş koymuş, onu sahiplenip yüceltmeyi onur bilmiş Muğlalılar; Bizler, yani “Kamu Yararı”nın Kamusu, Bildiriyoruz ki bu yanlış karardan dönülmesi için elimizden geleni yapacağız. Ülkemizin ve Muğla’mızın sorunlarını aşmak ve birlikte gönenmek için daha iyi ve daha doğru çözümleri, akılcı, kapsayıcı, dayanışmacı ve hakkaniyeti gözeten bir planlama yaklaşımıyla hep birlikte geliştireceğiz. Biz, memleketimize sahip çıkıyoruz. Biz “Kamu”yuz, memleketimize sahip çıkacağız.