İklim Adaleti Komisyonu’ndan sulak alanlar için ciddi uyarı DOĞAL SU KAYNAKLARI SANAYİYE VE MADENCİLİĞE TAHSİS EDİLMEKTEDİR

İklim Adaleti Komisyonu’ndan sulak alanlar için ciddi uyarı  DOĞAL SU KAYNAKLARI SANAYİYE VE MADENCİLİĞE TAHSİS EDİLMEKTEDİR
İklim Adaleti Komisyonu’ndan sulak alanlar için ciddi uyarı DOĞAL SU KAYNAKLARI SANAYİYE VE MADENCİLİĞE TAHSİS EDİLMEKTEDİR

Dünya Sulak Alanlar günü nedeniyle İklim Adaleti Komisyonu yaptığı basın açıklaması ile ciddi uyarılarda bulundu.

Gezegende yaklaşık 5 milyar yıldır var olan su, bize sulak alanların; tüm derelerin, nehirlerin, göllerin, lagünlerin, bataklıkların, turbalıkların, mevzuata göre söyleyecek olursak 6 metre derinliğe kadar denizlerin tarihçesi hakkında da bir fikir veriyor. Gezegenin su küresi, insanlık, tarihi ve kültürü dahil tüm yaşamın kaynağı niteliğinde.

Yaşamın kaynağı ve devamı niteliğindeki varlığın, alanların kullanım, tüketim odaklı kaynağa dönüşmüş olması hiçbir gerekçeyle açıklanamayacak boyuta gelmiştir.

COĞRAFYAMIZ KANGREN OLMAYA DOĞRU GİDİYOR

Sayıları 900’e yaklaşmış yerüstü barajı, 100 küsuru bitmiş planlanan 246 yeraltı barajı ve 800’e yaklaşan HES’le yaşadığımız coğrafya kangren olmaya doğru giderken, havza bütünlüğü yok sayıldığı için komşularımızın yaşadığı susuzlukta da payımız mevcuttur. Barajlar ekolojik, toplumsal, kültürel, ekonomik yıkım ve yük oluşturdukları gibi yarattıkları mikroklima etkileriyle de iklim krizini tetikler niteliktedir. 50 yıl ömür biçilen yapıların yarattığı etkinin akıl alır bir yanı kalmamıştır.

Kimi barajların tarımsal sulama için yapıldığı düşünülürse, bu da on yıllardır süregiden yanlış tarım politikalarının faturasını yine sulak alanlara kesmek haline gelmiştir. Endüstriyel, monokültürel, vahşi sulama odaklı, hiçbir su bütçesi değerlendirilmeden yapılan tarımın kendisi de bugün iflas noktasındadır. Ekonomik olarak da sürdürülebilirliği kalmadığı gibi “temiz gıda” bariyerine takılmaktadır. Ekosistemlerin, çiftçinin, sağlıklı gıdaya erişim hakkının hep beraber ihlal edildiği bir noktaya gelinmiştir.

DOĞAL SU KAYNAKLARI SANAYİYE VE MADENCİLİĞE TAHSİS EDİLMEKTEDİR

Dahası, doğrudan ve dolaylı olarak tüm su varlıkları sanayiye ve madenciliğe tahsis edilmektedir. Tüketim ve kullanım hakkı ve önceliği tahsis kurulları ve/veya DSİ tarafından şirketlere tanınırken, havzalar bu şekilde de susuzlaştırılmakta, ekokırım boyutundaki kirlilik de yine buralarda ortaya çıkmaktadır.

Onlarca yıldır inatla sürdürülen yanlış politikalar yüzünden bu noktaya geldiğimizin farkındayız. Sadece belli bir siyasi parti değil, sistemin yürümesine yol açan tüm aktörlerin sorumlu olduğunu da iyi biliyoruz. Dolayısıyla gündemdeki Su Kanunu’nun da ne içereceği, nasıl çıkarılacağı konusunda hayli kaygılıyız. Bütün bu iflasa yol açan tüm mevzuat ve uygulamaların da acilen, suyun ve tüm canlıların hakkını gözeten yönde değişmesi talebimizde ısrarcıyız. Korumak ve onarmak için suyun da hakkı olduğunu unutmayan bir iradeye acilen ihtiyaç vardır.Su yoksa yaşam da yok.