FLAMİNGO CENNETİNDE BÜYÜK EYLEM TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun 4 bin villa projesine sert tepki: "Bargilya Antik Kenti rant alanı değildir"

Muğla’nın Milas ilçesindeki flamingo cenneti Tuzla Sulak Alanı ve Bargilya Antik Kenti sınırları içerisinde bulunan araziye 4 bin villa yapılacağı, bunlardan bazılarının Futbol Milli Takımı oyuncularına verileceği yönündeki açıklamalar, Muğlalı çevre örgütlerinin tepkisini çekti.

FLAMİNGO CENNETİNDE BÜYÜK EYLEM TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun 4 bin villa projesine sert tepki: "Bargilya Antik Kenti rant alanı değildir"
FLAMİNGO CENNETİNDE BÜYÜK EYLEM TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun 4 bin villa projesine sert tepki: "Bargilya Antik Kenti rant alanı değildir"

FLAMİNO CENNNETİ RANT ALANI DEĞİLDİR EYLEMİ

Muğla’nın Milas ilçesindeki flamingo cenneti Tuzla Sulak Alanı ve Bargilya Antik Kenti sınırları içerisinde bulunan araziye 4 bin villa yapılacağı, bunlardan bazılarının Futbol Milli Takımı oyuncularına verileceği yönündeki açıklamalar, Muğlalı çevre örgütlerinin tepkisini çekti. Villalar için gerekli izinlerin alındığını söyleyen Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun açıklamaları üzerine çevreciler harekete geçti.Açıklamada “"Bu proje doğayı ve tarihi katleder, bu altyapı, bu yükü kaldıramaz.” Denildi.

Bargilya SOS Paydaşları'nın çağrısıyla bugün sulak alanda bir araya gelen Muğla Çevre Platformu, Latmos Platformu, Güllük Çevre Koruma Derneği ve Bodrum Yurttaş İnisiyatifi üyeleri eylem yaparak basın açıklaması gerçekleştirdi.

Eylem boyunca sık sık "Havama, Doğama, Suyuma Dokunma" ve "Bargilya rant sahası değildir" sloganları atıldı. Çevre örgütleri adına açıklamayı Selahattin Aydın yaptı.

Hacıosmanoğlu’nun villa yapmak istediği araziyi arkalarına alarak basın açıklaması yapan Aydın, şunları söyledi:

OĞAZİÇİ BASIN AÇIKLAMASI … BARGİLYA KUŞ CENNETİ RANT ALANI DEĞİLDİR! 14 Temmuz 2026-Salı Milas’ın, Muğla’nın hatta Dünya’nın doğa ve kültür mirasının bir parçası olan; ayrıca ”Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak tescilli ve Cumhurbaşkanlığı tarafından “Kesin Korunacak Hassas Alan” ilan edilmesine rağmen,  uzun süredir sessiz ve derinden tehdit altında olan “BoğaziçiBargilya Kuş Cenneti” bu kez daha vahim bir işgal tehdidiyle karşı karşıya…

CENNETİ CEHENNEMİ ÇEVİRECEK RANT PROJESİNİ KABUL ETMİYORUZ

Bugün burada olmamızın sebebi: binlerce yıllık bir ekosistemi; birçok canlının barınmasına, beslenmesine, yuvalamasına, üremesine olanak sağlayan, hayati öneme sahip bir yaşam alanını; 178 çeşit bitki, 14 balık -10 sürüngen, 9 memeli ve flamingo türü olmak üzere, ak pelikan, poyraz, martı, ördek, balıkçıllar, cılıbıtlar, sumrular gibi, kış aylarında sayıları binleri bulan 197 kuş türüne ev sahipliği yapan, 2001 yılından bu yana “Önemli Kuş Alanı” olarak kabul edilen; ekolojik açıdan son derece hassas ve korunması gereken bu ortak mirası ve bu kadim coğrafyanın köklerini bir beton rantına kurban vermemektir. Bargilya Kuş Cenneti, her arkasına gücü alanın “ben istedim oldu” keyfiyle kasaba büyüklüğündeki “golf alanı”nda, avm’ler, 4000 konut, 5 otel için beton bloklar dikebileceği boş bir arsa değildir! Burası nefes alan, can veren, yaşayan, kimlik oluşturan kadim bir yaşam alanıdır. Ve bizler böylesi hassas bir yaşamın kalbine hançer saplanmasına izin vermeyeceğiz! Burayı; yani lagünün su toplama havzasını, hayat veren ekosistemi ve yanı başındaki 2500 yıllık antik kentleri korumak; bu toprakların altındaki ve üstündeki tüm canlılığa, geçmişe ve gelecek kuşaklara karşı, hem tarihsel sorumluluğumuzdur, hem de anayasal zorunluluktur. Sulak Alan, 4167 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile “Kesin Korunacak Hassas Alan” ilan edilmiştir. 562 hektar büyüklüğündeki Bargilya Kuş Cennetinin “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” statüsü Türkiye’nin de imzacısı olduğu (Ramsar Sözleşmesi, Bern Sözleşmesi, Barcelona Sözleşmesi Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Çevre Kanunu, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ve Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik gibi) uluslararası ve ulusal mevzuatla koruma altına alınmış hassas bir bölgeyi tanımlamaktadır. Taahhüt ettiğimiz tüm bu sözleşmeler hukukunu, sermayenin daha çok servet dağları inşa etmesi uğruna çiğneyemezsiniz. En üst düzeyde korunması gerekli bu topraklar/su, her yıl binlerce kilometre kat ederek gelen göçmen kuşların bastığı çamur, yuva yaptığı sazlık, kuşların hayati durak noktasıdır ve dokunulmazdır. Lagünün tatlı su ile deniz suyunun buluşması sonucu oluşan “acı su” ekosistemine müdahale; gölü besleyen kılcal derelerin hafriyatlarla yön değiştirmesi-yok olması ya da yapay göletlerle tutulması ve göle ulaşmaması için önüne set çekilmesi ise asla kabul edilemez.

1.DERECE ARKEOLOJİK SİT ALANI

 Öte yandan villaların yapılacağı söylenen alanın içinde “1. Derece Arkeolojik SİT” Alanı olan “Cindye Antik Kenti”ne ait kalıntılar ile etkileşimde olduğu “Bargilya Antik Kenti”nin bulunması nedeniyle de kesin korunacak hassas alanların başında geliyor. Tek bir çivinin dahi çakılması ve toprağın yapısının bozulması “yasak” olmasına rağmen buraya lüks villalardan oluşan devasa bir kasaba kondurulmak isteniyor. Bu projeyi sadece ekolojik ve tarihî cinayet olarak görmek de yetmez. Bu proje bir akıl tutulmasıdır. Zira halihazırda Bodrum ve Milas uzun yıllardır zehir saçan termik santrallerin de yüzünden su problemi yaşamaktadır. Köylerde dahi su sorunu var, mevcut nüfusa içme suyu yetmiyor ve yeraltı su varlıkları alarm veriyor. Sormak istiyoruz: Zaten susuzluktan kırılan bu bölgeye kasaba büyüklüğünde bir nüfus getirdiğinizde o villaların havuzlarını neyle dolduracaksınız; binlerce villanın muazzam kullanma suyu ihtiyacını nereden karşılayacaksınız? Bölge halkının musluğundan çalarak o villaların bahçelerini mi sulayacaksınız? Daha da vahim olanı ise bu lüks kasabanın kanalizasyon ve atık su problemi nasıl çözülecek? Golf alanının sulama suyu ve kimyasal atık suları nereye boşaltılacak? Bölgenin mevcut altyapısı kendi yükünü taşıyamazken binlerce konutun foseptiği, kimyasal atığı, kanalizasyon sızıntısı nereye akacak? Yanıtı hepimiz biliyoruz: doğrudan Bargilya’nın o hassas lagününe elbette... Sürecin başından bu yana yaşam savunucuları ve bölge halkı olarak büyük bir direnç gösterdik. Açılan ve kazanılan davalar, alınan bilirkişi raporları hep aynı şeyi haykırdı: "Bu proje doğayı ve tarihi katleder, bu altyapı, bu yükü kaldıramaz.” Yargının yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarına rağmen ‘sırtları sıvazlanan ve kollanan proje sahipleri’ arkadan dolanmayı, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporlarını revize edip yeniden sunmayı, hukukun boşluklarından faydalanmayı alışkanlık haline getirdiler. Şu an yürütülen süreç tamamen bir oldu bitti gayretidir. Bu projenin özeti şudur: Birileri sırf parası ve nüfuzu var diye dışarıdan buraya gelecek; lüks villalarında, klimalı odalarında oturup havuz başında keyif çatacak ama o havuzlar dolsun diye yörede yaşayan halkın musluğundaki su kesilecek. Yüzyıllardır bu gökyüzünü ve lagünü renklendiren nadide kuş türlerinin beslendiği, balıkların yumurtladığı o temiz sulara kimyasal sızacak. Kanalizasyonun karıştığı bir sulak alanda ne flamingo kalır, ne balıkçılık, ne de nefes alınacak bir hava… kendi pisliğinde boğulan bir foseptik çukuru yaratmak istiyorsunuz ve buna lüks yaşam projesi diyorsunuz. Buna tüm kuşlar güler... Binlerce yıldır bu topraklara sığınan kuşlar ise göç yollarından, yuvalarından ve yaşam alanlarından edilerek bu talanın en sessiz kurbanları olacak. Dünya bizim malımız değil....  İşte isyanımız tam olarak bu talanadır, bu adaletsizliğedir! Yani çileyi, susuzluğu, çevre kirliliğini, kimliksizliği ve doğa katliamını bu yörenin insanı ve o masum canlılar çekecek; sefasını ise dışarıdan gelen bir avuç imtiyazlı sürecek. Yöre halkı kendi toprağından sürülmek, kuşlar ise kendi evinde yabancı edilmek isteniyor. Yüzyıllardır bu topraklarda zeytiniyle, doğasıyla ve gökyüzündeki kanat sesleriyle barışık yaşayan insanlar bir patronun kişisel serveti artsın diye bu dayatmaya boyun eğmeyecek! Biz biliyoruz ki bu talan sadece Boğaziçi’nde yaşanmıyor. Memleketin dört bir yanında toprağına, suyuna, tarihine sahip çıkanların direnişi var ve direnişimiz ortak. O yüzden sesimizi sadece bu lagünden yükseltmiyoruz. Kadim kaya resimleriyle, kutsal zirveleriyle maden kuşatmasına direnen komşumuz Latmos Beşparmak Dağları’na selam olsun! Dünyanın en kaliteli zeytin yağını veren ve sömürge madenciliğiyle yok edilmeye çalışılan Ilbıra Dağları’na selam olsun. Yaylalarını, yeşilini, deresini HES’lere ve taş ocaklarına vermeyen Giresun’a, Rize’ye  ve Artvin’e selam olsun! Siyanürlü madene karşı toprağını, fındığını, geleceğini savunan Fatsa’ya selam olsun! Ovalarını, meralarını ve suyunu korumak için ayağa kalkan Muş’a selam olsun! Buradan, hemen yanı başımızda zeytinleri, köyü, kimliği ve ormanı için canını dişine takan Akbelen’e selam olsun! Çimento fabrikasına karşı toprağını, suyunu, yaşamı savunan ve defalarca mahkemelerde kazanan Deştin Köylüleri’ne selam olsun. Ülkenin dört bir yanında doğayı rant kapısı görenlere karşı direnen tüm onurlu yüreklere Boğaziçi’nden selam gönderiyoruz! Bizim safımız bellidir; biz işgalcilerin değil yaşamın, emeğin, kuşun, ormanın, dağın, derenin ve ovanın yanındayız. Sözümüz nettir: Bizler bu toprakların koruyucusu, kuşlar ise bu lagünün asıl özneleridir. Ne feda edecek tek bir damla su, ne kirlenmesine göz yumacak bir karış toprak, ne beton altında bırakılacak bir tarih, ne de gökyüzünden koparılacak tek bir kuş var. Boğaziçi-Bargilya Sulak Alanı tüm canlılarındır, yaşamdır, kimliktir. Haklarını kimse gasp edemez” dedi.

Eylemciler slogan atarak ve alkışlarla bölgeden ayrıldı.