6 Şubat depremi unutulmadı “İmar Affı İmar Barışı lugatımızdan çıkarılmaladır”

6 Şubat 2023’te meydana gelen ve on binlerce insanın hayatını kaybettiği büyük depremin yıldönümünde Bodrum’da anma etkinliği ve basın açıklaması düzenlendi.

6 Şubat depremi unutulmadı “İmar Affı İmar Barışı lugatımızdan çıkarılmaladır”
6 Şubat depremi unutulmadı “İmar Affı İmar Barışı lugatımızdan çıkarılmaladır”

6 Şubat 2023’te meydana gelen ve on binlerce insanın hayatını kaybettiği büyük depremin yıldönümünde Bodrum’da anma etkinliği ve basın açıklaması düzenlendi. İnşaat Mühendisi Metin Soylu “Afetler kader değildir; bilim, planlama, mimarlık, mühendislik ve kamusal sorumluluğu dışlayan politikalara son verilmelidir. İmar barışı ve imar affı gibi kavramlar gündemimizden hatta lügatımızdan çıkmalıdır” dedi.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Bodrum İlçe Koordinasyon Kurulu tarafından organize edilen etkinlikte, depremde yaşamını yitiren vatandaşlar anıldı, yaşanan felaketin unutulmaması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için alınması gereken önlemlere dikkat çekildi. 

Bodrum Belediye Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte Bodrum İKK adına basın açıklamasını Metin Soylu okudu.

Soylu açıklamasında“Afetler kader değildir; bilim, planlama, mimarlık, mühendislik ve kamusal sorumluluğu dışlayan politikalara son verilmelidir.

Ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalıdır.

Kentsel dönüşüm, rant odaklı değil risk temelli bir kamu politikası olarak uygulanmalıdır.

Yapı üretiminin tüm aşamalarında mimarlık, mühendislik hizmetleri eksiksiz ve doğru biçimde sağlanmalı, denetim mekanizmaları bağımsız ve etkin hale getirilmelidir.

İmar barışı ve imar affı gibi kavramlar gündemimizden hatta lügatımızdan çıkmalıdır.

Yetkin mühendislik yasalaşmalı; şantiye şefliği yalnızca bir prosedür olmaktan kurtarılmalı, tam zamanlı bir görev olarak her şantiyede bir şantiye şefi bulunacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Vatandaşlarımız, yapıların donanımına gösterdikleri özeni aynı şekilde taşıyıcı sistemlerine de göstermeyi öğrenmeli ve bu bilinç toplumda yerleşmelidir.

Yapıların taşıyıcı sistemine zarar veren bilinçsiz tadilat uygulamalarına kesinlikle son verilmelidir.

6 Şubat’ta yitirdiklerimize karşı en büyük sorumluluğumuz, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir. Bilimin ve mühendisliğin uyarılarını dikkate almadan geçen her gün, yeni felaketlerin zeminini hazırlamaktadır.” İfadelerini kullandı.

Açıklamanın tam metni:

6 Şubat Depremlerinin 3. Yılında: Bilim Temelli, Kamusal Sorumluluğu Önceleyen Politikalar İçin Çağrımızdır

6 Şubat 2023’te meydana gelen ve 11 ilde on binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirmesine, yaklaşık 40 bin binanın yıkılmasına ve 200 binden fazlasının ağır hasar almasına yol açan depremlerin üçüncü yılında, kaybettiklerimizi saygıyla anıyor; bu büyük felaketin ardından geride kalanlara karşı sorumluluğumuzun bilinciyle, bu tarihi yalnızca bir anma günü olarak değil, aynı zamanda hatırlatma ve sorumluluk alma günü olarak görüyoruz.

Türkiye’de deprem, “beklenmedik” bir doğa olayı değil; öngörülebilir ve etkileri bilimsel yöntemlerle büyük ölçüde azaltılabilir bir gerçekliktir. Yıkımın boyutu, depremin büyüklüğünden çok yapı üretiminin kalitesi, denetimin etkinliği ve risk azaltma politikalarının varlığıyla doğrudan ilişkilidir. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu denli yıkıcı sonuçlar doğurmaması, sorunun doğada değil, insan eliyle yaratılan zaaflarda olduğunu açıkça göstermektedir.

Bugün hâlâ milyonlarca yapı yüksek deprem riski altındadır. 2000 yılı öncesi inşa edilen binaların hasar görebilirliği yüksekken, son 25 yılda çıkarılan altı imar affı ile mühendislik hizmeti almamış kaçak yapılar yasal hale getirilmiştir.

TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonunun 2023 tarihli raporu ülke genelinde 6-7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiğini; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise sadece İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli olduğunu, toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ancak hâlâ ülke genelinde güncel ve kamuoyuna açık bir yapı envanteri bulunmamaktadır. Hangi kentte kaç yapının riskli olduğu net biçimde ortaya konmamıştır. Risk bilinmeden, öncelik belirlenmeden, etkili bir dönüşümden söz etmek de mümkün değildir.

Kentsel dönüşüm politikaları, risk temelli bir kamu politikası olmaktan uzak; çoğunlukla arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere indirgenmiştir. Oysa dönüşüm, yalnızca bina yenilemek değil; zemin özelliklerinden nüfus yoğunluğuna, ulaşım altyapısından toplanma alanlarına kadar çok boyutlu bir planlama sürecidir. Özellikle dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşüm ya hiç başlamamış ya da sürdürülebilir biçimde ilerlememiştir.

Depreme hazırlık, afet sonrasına sıkışmış bir başlık olarak değil, afet öncesi yapılan planlama ve güçlendirme çalışmalarıyla ele alınmalıdır. Okullar, hastaneler, kamu binaları ve altyapı sistemlerinin güvenliği konusunda kamuoyuna açık, şeffaf ve bütüncül bir bilgi paylaşımı yapılmamaktadır.

 Afet yönetimi yalnızca arama-kurtarma değil; risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülür. Bu faaliyetlere ne kadar hazırlıklı olunduğu da 6 Şubat Depremlerinin ardından açık bir şekilde görülmüştür(!)

Deprem toplanma alanları konusu da benzer bir plansızlığın göstergesidir. Birçok kentte bu alanların sayısı yetersizken, mevcut alanların bir kısmı da yapılaşmaya açılmıştır. Oysa bu alanlar yalnızca boş araziler değil; geçici barınma, elektrik, su, ısınma, duş ve tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip alanlar olmalıdır.

Üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgelerinde barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunları devam etmektedir. Yeniden inşa süreci yalnızca bina yapımıyla sınırlı tutulmakta; kentlerin sosyal, ekonomik ve kültürel dokusu göz ardı edilmektedir. Deprem sonrası iyileşme, uzun soluklu ve çok boyutlu bir süreçtir.

TMMOB  olarak bir kez daha uyarıyoruz.

Afetler kader değildir; bilim, planlama, mimarlık, mühendislik ve kamusal sorumluluğu dışlayan politikalara son verilmelidir.

Ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalıdır.

Kentsel dönüşüm, rant odaklı değil risk temelli bir kamu politikası olarak uygulanmalıdır.

Yapı üretiminin tüm aşamalarında mimarlık, mühendislik hizmetleri eksiksiz ve doğru biçimde sağlanmalı, denetim mekanizmaları bağımsız ve etkin hale getirilmelidir.

İmar barışı ve imar affı gibi kavramlar gündemimizden hatta lügatımızdan çıkmalıdır.

Yetkin mühendislik yasalaşmalı; şantiye şefliği yalnızca bir prosedür olmaktan kurtarılmalı, tam zamanlı bir görev olarak her şantiyede bir şantiye şefi bulunacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Vatandaşlarımız, yapıların donanımına gösterdikleri özeni aynı şekilde taşıyıcı sistemlerine de göstermeyi öğrenmeli ve bu bilinç toplumda yerleşmelidir.

Yapıların taşıyıcı sistemine zarar veren bilinçsiz tadilat uygulamalarına kesinlikle son verilmelidir.

6 Şubat’ta yitirdiklerimize karşı en büyük sorumluluğumuz, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir. Bilimin ve mühendisliğin uyarılarını dikkate almadan geçen her gün, yeni felaketlerin zeminini hazırlamaktadır.