İkizköylü Esra Işık’ın tutuklanma gününde keşif İkizköy avukatlarını isyan ettirdi
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Akbelen ve altı köyde acele kamulaştırma yapılan arsaların keşfi sırasında köylülere keşif ile ilgili haber verilmediğini belirten Esra Işık’ın tutuklandığı gün keşfin devam etmesi köylülerin avukatlarını isyan ettirdi. Tutuklanan Esra Işık’ın cezaevinde 23 kişilik koğuşta kaldığı ve mahkumların kendisine her konuda destek olduğu belirtildi.
ESRA 23 KİŞİLİK KOĞUŞTA KALIYOR
İki gün önce İkizköy AKbelen’de yaptığı açıklamalar v keşif heyeti ile jandarmaya mukavemetten gece yarısı gözaltına alınarak Milas’ta çıkarıldığı mahkemede tutuklanan 25 yaşındaki Esra Işık’ın annesi Nejla Işık SÖZCÜ’ye kızının son durumunu anlattı. Nejal Işık “Kızım 23 kişilik koğuşta kalıyor. Koğuşa irer girmez senin ne işin var burada demişler. Esra’da toprağımı, ağaçlarımı tarlalarımızı korumaya yağmalanmasını önlemey çalışırken kendimi burada buldum, ama asla pişman değilim, buradan çıkar çıkmaz mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim, demiş. Koğuş arkadaşları Esra’ya tam destek vermiş, İki evladım var birisi hapiste birisi mücadelede. Esra’nın morali çok yerinde ve iyi. Görüş günleri ve bir an önce kızımın dışarı çıkması için hukuki süreci sürdürüyoruz, avukatlarımızla” dedi
TUTUKLAMA İLE EŞ ZAMANLI YÜRÜTÜLEN KEŞİFE TEPKİ
Avukat Arif Ali Cangı ile Avukat İpek Sarıca yaptığı açıklamada İkizköy’de yaşanan bu süreçte, tutuklama ile eş zamanlı yürütülen “keşif” işlemi, hukuki bir prosedür olmanın ötesine geçmiş; savunma hakkını fiilen ortadan kaldıran, mülkiyet hakkını zedeleyen ve yargıya duyulan güveni derinden sarsan ağır bir ihlale dönüşmüştür. Müvekkilimiz Ali İhsan IŞIK’ın kızının tutuklandığı gün, ailenin en kırılgan anında ve taraflara hiçbir bildirim yapılmaksızın taşınmazında keşif gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu işlem; tesadüfle açıklanamayacak bir zamanlama ile açıkça baskı ve sindirme pratiği izlenimi yaratmaktadır. Bu durum yalnızca bir dosyanın değil, toplumun tamamının hukuk güvencesinin tehdit altında olduğunu göstermekte; adaletin araçsallaştırılmasına karşı derhal dikkat ve tepki verilmesini zorunlu kılmaktadır” denildi.
Avukat Arif Ali Cangı açıklamasına şu sözlerle devam etti.
TUTUKLAMA GÜNÜNDE KEŞİF: HUKUKA, VİCDANA SIĞMAYAN BİR SKANDAL !
Müvekkilimiz Ali İhsan IŞIK, İkizköy Mahallesi Muhtarı Nejla IŞIK’ın eşi ve tutuklu Esra IŞIK’ın babasıdır. Müvekkilimize ait İkizköy Mahallesi 448 parselde bulunan taşınmaz üzerinde konutu, ahırı ve bahçesi bulunmakta olup, bu taşınmaz 10 Ocak 2026 tarihli ve 33133 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 9 Ocak 2026 tarihli ve 10848 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ekinde yer alan acele kamulaştırma listesinde 425. sırada yer almaktadır. Söz konusu acele kamulaştırma kararının iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesi’nin 2026/507 esas sayılı dosyasında dava açılmış olup, yürütmenin durdurulması talebi hakkında karar verilme aşamasındadır.
Acele kamulaştırma işlemleri kapsamında, Milas 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde değer tespiti ve el koyma davaları açılmıştır. Müvekkilin kamulaştırılan taşınmazı için 2026/68 D. İş sayılı dosyanın açıldığının öğrenilmesi üzerine, 21.03.2026 tarihinde sunulan dilekçe ile Danıştayda devam eden davada verilecek yürütmeyi durdurma kararının beklenilmesi gerektiği belirtilmiş, ayrıca dosya kapsamındaki tüm işlemlerden tarafımıza usulüne uygun bilgi verilmesi talep edilmiştir. Ancak buna rağmen UYAP sisteminde dosya bize açılmamış, keşif tarihi ve bilirkişi atamaları tarafımıza bildirilmemiştir.
27.03.2026 tarihinde mahkeme kalemi ile yapılan görüşmede, dosyanın henüz tensip aşamasında olduğu, keşif tarihinin belirlenmediği ve sürecin takip edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ne var ki kısa bir süre sonra, keşif tarihinin bilirkişilerle yapılan görüşmeler neticesinde hafta sonu belirlendiği ve Pazartesi günü keşiflere başlandığı öğrenilmiştir.
Nitekim müvekkilimizin kızı Esra IŞIK’ın tutuklandığı gün olan 31.03.2026 tarihinde, tarafımıza ve müvekkilimize hiçbir bildirim yapılmaksızın keşif gerçekleştirilmiş, bunu ısrarlı araştırmalarımız sonucunda öğrendik. Keşif zaptına aşağıdaki not düşülmüştür:
“Mahkememizce 31.03.2026 tarihli keşifte seri keşiflerin Karacahisar Mahallesinde 147 adet, İkizköy Mahallesinde 1 adet olmak üzere toplam 148 adet keşif yapılmakla kalan dosyaların 01.04.2026 tarihinde 08.30’dan itibaren yapılmasına karar verilerek açık keşfe son verildi.”
Yaşatılan bu süreç, yalnızca usul kurallarının ihlali değil; aynı zamanda adil yargılanma hakkının, savunma hakkının ve mülkiyet hakkının açıkça ihlalidir. Davalıya haber verilmeden yapılan keşif, özellikle de Danıştay’da yürütmenin durdurulması talebi henüz karara bağlanmamışken gerçekleştirilmiş olması, işlemin telafisi güç zararlar doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.
Ancak tüm bunların ötesinde, bu olayın vicdani ve siyasal boyutu artık inkâr edilemez bir noktaya gelmiştir. Toprağını, suyunu ve yaşam alanını savunduğu için tutuklanan Esra IŞIK’ın cezaevine gönderildiği gün, ailesinin bu ağır durumla baş etmeye çalıştığı saatlerde, evde kimsenin olmadığı saatlerde ailenin evine gidilerek keşif yapılması basit bir “usul eksikliği” olarak açıklanamaz.
İkizköy’de sadece 1 taşınmazda keşif yapılmış, o da müvekkilin ailesiyle oturduğu, hayvanlarının bahçelerinin olduğu yer. Üstelik müvekkil ve ailesi Milas Adliyesinde Esra’nın tutuklanması talebiyle ile ilgili Hakimlikçe verilecek kararı beklerken. Müvekkil ve ailesinin en kırılgan olduğu anda, savunma imkânı ortadan kaldırılarak gerçekleştirilen bu işlemin hukuka ve vicdana sığar bir yanı yoktur. Müvekkilin yokluğunu fırsata çevirmeye çalışan, biz avukatlarından kaçırılarak yapılan bu işlemin hukuken yok hükmündedir.
“Keşif” olduğu iddia edilen bu işlem, yalnızca bir kamulaştırma işlemi değil; aynı zamanda müvekkillere ve İkizköy’de direnenlere verilen bir gözdağıdır. Müvekkilin kızının tutuklandığı gün seçilerek yapılan bu işlem, tesadüf olarak açıklanamayacak kadar bilinçli ve zamanlaması itibariyle manidardır. Bu nedenle, yaşananlar yargısal bir işlem olmanın ötesine geçmiş; intikam duygusuyla hareket edildiğine dair güçlü bir izlenim yaratmıştır.
Hukukun en temel ilkelerinin askıya alındığı, savunma hakkının fiilen yok sayıldığı ve insanların en zor anlarının dikkate alındığı bu yaklaşım; bir yargılama pratiği olamaz, peşinen cezalandırma yöntemidir. Bu yol açıkça güç kullanarak sindirme operasyonudur.
Ancak bilinmelidir ki, hukuk her zaman kayda geçirir. Bugün görmezden gelinenler, yarın mutlaka hatırlanır. Atılan her adım, alınan her karar ve yapılan her işlem bir gün kendi ağırlığıyla yeniden değerlendirilecektir. Çünkü hiçbir hukuksuzluk, sonsuza kadar karşılıksız kalmayacaktır.
Yargıya güveni bu derece ortadan kaldırmaya, hukuksal güvensizlik yaratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Müvekkillerimizle birlikte biz illa ki hukuk, illa ki adalet ve tüm yaşamın korunması diyerek mücadelemizi sürdüreceğiz.
Mesele sadece müvekkilimizin ve İkizköylüler’in meselesi değildir, adım adım tüm toplumun hukuk güvenliğinin ortadan kaldırılmasıdır. Kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.





