Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri deprem çığlığı “Bu bizim sessiz çığlığımız”

Muğla’nın Bodrum ilçesinde bugün akşam saatlerinde Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından düzenlenen “Hiçbir kış 6 Şubat kadar soğuk değildi!” eylem ve basın açıklamasına katılanlar sessiz oturma eylemi yaptı. Ressam Funda Gülhan “Bu bizim sessiz çığlığımız” dedi.

Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri deprem çığlığı “Bu bizim sessiz çığlığımız”
Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri deprem çığlığı “Bu bizim sessiz çığlığımız”

Muğla’nın Bodrum ilçesinde ki belediye meydanında akşam saatlerinde Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından düzenlenen “Hiçbir kış 6 Şubat kadar soğuk değildi!” eylem ve basın açıklamasına onlarca STK temsilcisi ve siyasi parti temsilcisi katıldı. Eylemde Kızılay Çadırı resmi, Deprim  Değil sistem Öldürür Unutmak Yok Affetmek Yok ve Asrın Cinayeti yazıları ve Can Atalay fotoğrafı dikkat çekti.

YAŞANANLAR FELAKET DEĞİL BİR TOPLUMSAL YIKIM VE SİYASİ SORUMLULUK SUÇUDUR

PLtaform adına açıklamaya Nermin Güleş okudu. Güleş açıklamasında şunları söyledi: 6 Şubat’ta yaşananlar bir doğa olayı değil; yıllardır sürdürülen rant odaklı kentleşme politikalarının, kamusal denetimin tasfiye edilmesinin, bilimin ve mühendisliğin yok sayılmasının, halkın yaşam hakkını hiçe sayan siyasal tercihlerin sonucudur. Bu nedenle 6 Şubat, bir felaket değil, açık bir toplumsal yıkım ve siyasi sorumluluk suçudur” ifadelerini kullandı.

DEPREMİN DEĞİL BU SÖMÜRÜ DÜZENİNİN ÖLDÜRDÜĞÜNÜ BİLİYORUZ

Güleş açıklamasını “Kaybettiklerimiz için, yaşam hakkı için, adalet için, eşit, özgür ve güvenli bir gelecek için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.Depremin değil, bu sömürü düzeninin öldürdüğünü biliyoruz.Ve bu düzeni değiştirecek olan da örgütlü halkın mücadelesidir..” dedi.

Basın açıklaması sonrası eylemciler yere oturup  sessiz durarak eylemlerini sürdürdü. Sanatıç Funda Gülhan “Bu bizim sessiz çığlığımız “ dedi.

 

AÇIKLAMANIN TAM METNİ

BASIN AÇIKLAMASI

Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri

“Hiçbir kış 6 Şubat kadar soğuk değildi!”

Bugün, 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılında, kaybettiklerimizi anmak, yaşanan büyük yıkımın sorumlularını bir kez daha teşhir etmek ve adalet talebimizi yükseltmek için bir aradayız.

 

6 Şubat’ta yaşananlar bir doğa olayı değil; yıllardır sürdürülen rant odaklı kentleşme politikalarının, kamusal denetimin tasfiye edilmesinin, bilimin ve mühendisliğin yok sayılmasının, halkın yaşam hakkını hiçe sayan siyasal tercihlerin sonucudur. Bu nedenle 6 Şubat, bir felaket değil, açık bir toplumsal yıkım ve siyasi sorumluluk suçudur.

 

Aradan geçen üç yıla rağmen ne adalet sağlanmış, ne gerçek sorumlular yargılanmış, ne de depremzedelerin barınma, sağlık, eğitim ve güvenli yaşam hakları güvence altına alınmıştır. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği bu büyük yıkımın hesabı hâlâ verilmemiştir.

 

Depremin ilk saatlerinden itibaren devletin asli kurumları görevlerini yerine getirmemiş, arama kurtarma çalışmaları günlerce gecikmiş, milyonlarca insan enkaz altında ve sokaklarda kaderine terk edilmiştir. Buna rağmen iktidar, kendi sorumluluğunu gizlemek için gerçeği çarpıtmış, toplumsal öfkeyi bastırmaya çalışmıştır.

 

Bu süreçte Kızılay başta olmak üzere kamu yararına çalışması gereken kurumların, depremzedelere ücretsiz ulaştırılması gereken çadırları ve yardım malzemelerini satması, çürümüş düzenin geldiği noktayı gözler önüne sermiştir. Enkazın üzerinde ticaret yapılmış, halkın dayanışması sermayeye dönüştürülmüştür.

 

Depremin ardından binlerce çocuğun kaybolduğu, akıbetlerinin hâlâ açıklanmadığı bilinmektedir. Çocukların korunması devletin en temel sorumluluklarından biri olmasına rağmen, bu alanda etkili ve şeffaf bir mekanizma işletilmemiştir. Bugün dünya çapında son günlerde yeniden gündeme gelen Epstein belgeleri, çocuk istismarının nasıl örgütlü ağlar tarafından, güçlülerin koruması altında sürdürüldüğünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu karanlık tablo, çocukların güvenliğinin piyasa düzenine ve siyasal çıkarlara terk edilemeyeceğini açıkça göstermektedir. Çocuklar istismar ve kaçırılma riskleriyle baş başa bırakılmıştır.

 

Kadınlar, yaşlılar, engelliler ve yoksullar için yaşam koşulları daha da ağırlaşmış; geçici barınma alanları güvensizliğin, şiddetin ve hak ihlallerinin mekânlarına dönüşmüştür. Deprem, var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirmiştir.

 

Tüm bu tabloya rağmen iktidarın temel politikası cezasızlıktır. Yıkılan binaları yapan müteahhitlerin büyük bölümü ya hiç yargılanmamış, ya serbest bırakılmış, ya da göstermelik cezalarla korunmuştur. İmar aflarıyla, denetimsizlikle, göz yummayla bu ölümlerin önünü açan siyasal sorumlular ise yargıdan muaf tutulmaktadır.

 

Bu cezasızlık düzeni yeni katliamların davetiyesidir.

Adaletin olmadığı yerde güvenli yaşam olmaz.

 

Bizler Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri olarak bir kez daha söylüyoruz:

 

Unutmuyoruz.

Unutturmuyoruz.

Hesap soruyoruz.

 

Kaybettiklerimiz için, yaşam hakkı için, adalet için, eşit, özgür ve güvenli bir gelecek için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.

 

Depremin değil, bu sömürü düzeninin öldürdüğünü biliyoruz.

Ve bu düzeni değiştirecek olan da örgütlü halkın mücadelesidir..