Av. Naciye Nazan Güler'den Karadeniz’de Vurulan Gemilerin Mürettebatı Adına Açıklama: “Adalet Hiçbir Şirketin İnsafına Bırakılmamalıdır”
Türkiye’nin önde gelen avukatlarından ve M/V April 9 gemisi mürettebatının vekili Av. Naciye Nazan Güler, Karadeniz’de artan dron saldırıları ve vurulan gemilerde çalışan Türk denizciler adına yazılı bir basın açıklaması yaptı. Hukuki sürecin devam ettiğini belirterek metnin özünü koruyan Güler, şu ifadeleri kaydetti: "Son zamanlarda artan dron saldırıları ve vurulan gemiler ile ilgili kamuoyuna açıklama yapma zarureti hasıl olmuştur. Karadeniz, ticari gemilerin ve deniz emekçilerinin sessizce ölüme terk edildiği bir çatışma sahasına dönüşmektedir. 27 Ağustos 2026 tarihli İMEAK Deniz Ticaret Odası verilerine göre o tarihe kadar Karadeniz'de 226 tane ticari ve sivil geminin saldırılara maruz kaldığına ilişkin bilgiler, deniz ticaretinin güvenliği ve sivil denizcilerin yaşam hakkı bakımından son derece ciddi bir tabloya işaret etmektedir. Bu gemilerin ve mürettebatlarının akıbetine ilişkin belirsizlikler dahi başlı başına uluslararası bir güvenlik ve insan hakları meselesidir.
Türkiye’nin önde gelen avukatlarından ve M/V April 9 gemisi mürettebatının vekili Av. Naciye Nazan Güler, Karadeniz’de artan dron saldırıları ve vurulan gemilerde çalışan Türk denizciler adına yazılı bir basın açıklaması yaptı. Hukuki sürecin devam ettiğini belirterek metnin özünü koruyan Güler, şu ifadeleri kaydetti:
"Son zamanlarda artan dron saldırıları ve vurulan gemiler ile ilgili kamuoyuna açıklama yapma zarureti hasıl olmuştur. Karadeniz, ticari gemilerin ve deniz emekçilerinin sessizce ölüme terk edildiği bir çatışma sahasına dönüşmektedir. 27 Ağustos 2026 tarihli İMEAK Deniz Ticaret Odası verilerine göre o tarihe kadar Karadeniz'de 226 tane ticari ve sivil geminin saldırılara maruz kaldığına ilişkin bilgiler, deniz ticaretinin güvenliği ve sivil denizcilerin yaşam hakkı bakımından son derece ciddi bir tabloya işaret etmektedir. Bu gemilerin ve mürettebatlarının akıbetine ilişkin belirsizlikler dahi başlı başına uluslararası bir güvenlik ve insan hakları meselesidir.
Hemen hemen Karadeniz’de iki-üç günde bir yeni bir gemi saldırısı ve ölüm haberi almaktayız. Ancak maalesef ulusal basına pek yansımamaktadır. Bizler evlerimizde güven içinde otururken, ekmeğini denizden kazanan insanlar, ticari amaçlarla çatışma riski taşıyan bölgelere gönderilmekte; silahlı saldırıların, yangınların ve ölüm korkusunun ortasında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Onlar birer istatistik değil. Onlar insan. Onlar eş, baba, evlat ve kardeş. Onların da yaşama hakkı var!
Bugün kamuoyunun dikkatini, Türk firması Capramar Gemicilik Ltd. Şti. tarafından işletilen April 9 ve Babylon isimli gemilere ve bu gemilerde görev yapan deniz emekçilerinin yaşadıklarına çekmek istiyorum.

(Avukat Naciye Nazan Güler)
I. April 9: Bir Gemiden Fazlası, Bir Hukuk ve Vicdan Meselesi
April 9 isimli gemi, Karadeniz’de insansız hava aracı (İHA/drone) saldırısına maruz kalmış; yangın ve ciddi güvenlik sorunlarına rağmen, gemi kaptanı ile mürettebatının olağanüstü çabaları sonucunda Samsun Limanı demir sahasına ulaştırılmıştır. Gemideki 22 kişilik mürettebatın tamamının sağ salim Türk karasularına ulaşması, denizcilik tarihine geçecek bir özveri ve mesleki kararlılık örneğidir. Yangınla mücadele ederek, sınırlı seyir imkânları altında ve son derece ağır koşullarda gemiyi Türk karasularına getiren bu insanlar, yalnızca görevlerini yapmamış; kendi hayatlarını kurtarmak için de olağanüstü bir mücadele vermiştir.
Peki, sonrasında ne olmuştur? İnsan hayatını tehdit eden bir saldırıdan kurtulmuş bu gemi, gerçekten güvenli hâle getirilmiş midir? Gemiadamlarına insani yaşam koşulları sağlanmış mıdır? Soruşturma aşamasında gündemde olan bu hususta; gemideki yaşam ve çalışma koşullarının insan hakları ve uluslararası kurallar çerçevesinde yeterince denetlenmediği, sefere ve denize elverişli hâle getirilmeden ve insandışı bir ortamda can güvenlikleri hiçe sayılarak, gemiadamlarının sağlık muayeneleri dahi yapılmadan 45 gün sonra gemiden tahliye edilebildiğini kamuoyunun dikkatine çekerim.

April 9 gemisinin bayrağı Komorlar’a aittir. Geminin mülkiyetine ve işletilmesine ilişkin bilgiler ise farklı ülkelerdeki şirketler ve farklı sorumluluk alanları üzerinden şekillenmektedir. Tarafımıza sunulan bilgilere göre geminin resmî kayıtlardaki sahibi Birleşik Arap Emirlikleri’nde kurulu bir şirket, teknik işletmesi ve personel yönetimi ise bir Türk firması tarafından yürütülmektedir. Bu yapı, denizcilik sektöründe uzun yıllardır tartışılan bir sorunu yeniden gündeme getirmektedir: Gemide bir felaket yaşandığında, insan hayatından kim sorumludur?
Bayrak devleti mi? Donatan mı? İşleten mi? Teknik yönetimi üstlenen şirket mi? İşveren mi? Sigorta kuruluşu mu? Sorumluluğun farklı ülkelere ve şirketlere dağıldığı yapılarda, deniz emekçilerinin haklarını arayabilecekleri muhataplara ulaşması güçleşebilmektedir. Uluslararası deniz ticaretinin karmaşık şirket yapılanmaları, insan hayatına ilişkin sorumlulukların belirsizleşmesine gerekçe hâline getirilmemelidir.

II. Samsun Limanı’ndaki Sorular: Denetim Yapıldı mı, Can Güvenliği Sağlandı mı?
April 9 gemisi Samsun Limanı’na ulaştığında, artık mesele yalnızca bir deniz kazası veya saldırı meselesi olmaktan çıkmıştı. Ortada, saldırıya uğramış, yangın geçirmiş ve mürettebatının can güvenliği bakımından ciddi soru işaretleri doğuran bir gemi bulunuyordu. Böyle bir durumda liman devleti denetiminin kapsamı, geminin teknik durumu, yaşam mahallinin güvenliği, yangınla mücadele imkânları ve yeniden sefere çıkmasının uygun olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir.
III. 45 Günlük Bekleyiş ve Denizcilerin Yaşam Mücadelesi
April 9 gemisinin kaptanının ve mürettebatının vekilliğini üstlendiğim süreçte, müvekkillerimin ciddi güçlüklerle karşı karşıya kaldığını bizzat gözlemledim. Geminin 45 gün boyunca Türk karasularında mahsur kalması ve mürettebatın gemide bulunmaya devam etmesi, yaşanan sürecin ağırlığını ortaya koymaktadır. 2 Eylül 2026 tarihinde vurulan April 9 gemisinde, 17 Ekim 2026 tarihinde personel değişikliğine gidilmiştir. Bu gelişme, saldırıdan sonra geminin güvenliğine ilişkin değerlendirmelerin ve yeni personelin gemide çalışmaya başlamasına ilişkin koşulların da incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Çünkü saldırıdan sağ kurtulmak, tehlikenin sona erdiği anlamına gelmez. Hatta bugün gemiadamlarından birinin bu saldırıdan kaynaklı aşırı stres nedeniyle yüz felci geçirdiğini öğrendim. Denizciler, ticari faaliyetlerin sürdürülebilmesi uğruna can güvenlikleri konusunda belirsizliğe mahkûm edilemez.

IV. Babylon ve April 9: Aynı İşletme, Aynı Deniz, Aynı Tehlike
Aynı Türk firması tarafından işletilen April 9 ve Babylon isimli gemilerin kısa aralıklarla çatışma riski taşıyan bölgelere gönderilmesi ve her ikisinin de Karadeniz açıklarında İHA/drone saldırısına uğraması, olayların münferit bir güvenlik meselesi olarak ele alınamayacağını göstermektedir. Burada sorulması gereken soru açıktır: Çatışma riskinin bilindiği bir bölgede ticari faaliyetin sürdürülmesi kararlaştırılırken, gemideki insanların can güvenliği hangi ölçütlerle değerlendirilmiştir?
V. Hukuki Başvuruların Ardından İletişimin Kesilmesi İddiası
April 9 gemisindeki mürettebatın haklarını korumak amacıyla yürüttüğüm hukuki süreçte, 13 gemiadamı adına Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet başvurusunda bulundum. Ayrıca gemiadamlarının CİMER üzerinden yaptıkları başvurular da sürecin bir parçası oldu. Liman Başkanlığı’na ve Savcılığa yaptığım başvuruların ardından, gemi telefonunun internete erişiminin kesilmesine neden olunduğu iddiası yer almaktadır; bu iddianın doğruluğu yetkili makamlarca araştırılmalıdır. Gemi adamlarının hukuki yardım çağrısı üzerine vekalet almak için Samsun'a geldiğimizde, vekalet verilebilmesi için noter kâtibi ve yeminli tercüman 4 gün boyunca bekletilmiş; Samsun Bölge Liman Başkanlığı ve Gümrük Müdürlükleri’ndeki taleplerimiz sürüncemede bırakılmıştır. Anayasal dilekçe hakkı hiçe sayılarak evrak kaydı reddedilen durumlar yaşanmış, nihayetinde hukuki mücadelemiz kararlılıkla sürdürülmüştür.
VI. MLC 2006 ve Denizcilerin Uluslararası Güvenceleri
2006 tarihli Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (Maritime Labour Convention – MLC 2006) standartları ve ulusal mevzuat çerçevesinde, yabancı bayraklı gemiler üzerinde insan hayatını tehdit eden durumların önlenmesi ve gerekli denetimlerin yapılması göz ardı edilemez. Yabancı bayrak, mürettebatın temel haklarının görmezden gelinmesine gerekçe olamaz.

VII. Drone Saldırısı: Uluslararası Hukuk Açısından Sorumluluk Araştırılmalı
Karadeniz'de ticari gemilere yönelik İHA/drone saldırıları, yalnızca deniz güvenliği değil, uluslararası hukuk bakımından da ciddi sorular doğurmaktadır. Saldırıyı gerçekleştiren kişi veya yapıların, kullanılan aracın ve varsa devlet bağlantısının delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Türk vatandaşı olan denizcilerin yaşamını ve güvenliğini etkileyen bu tür olaylarda, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarının haklarını korumak amacıyla gerekli diplomatik ve hukuki girişimleri değerlendirmesi önem taşımaktadır.
VIII. En Ağır Soru: İnsan Hayatı mı, Sigorta Tazminatı mı?
Bu açıklamanın başlığı, yaşananların ağırlığını anlatmak için seçilmiştir:“KEŞKE KARADENİZ’DE GEMİLERİM BAT-SAYDI!” Bu söz, bir geminin batmasını istemek değil; insan hayatının ticari hesapların gerisine itildiği bir düzenin nasıl bir vicdani çıkmaza yol açtığını göstermektir. Bir geminin sigorta bedeli ne kadar yüksek olursa olsun, içindeki insanların hayatından daha değerli olamaz. Hiçbir sigorta poliçesi bir insanın hayatından daha kıymetli değildir.
IX. Taleplerimiz Açık ve Nettir
Kamuoyu ve ilgili makamlar nezdindeki taleplerimiz şunlardır:
-
April 9 ve Babylon gibi dron saldırısına uğrayan gemilerin süreçleri bütün yönleriyle incelenmelidir.
-
Saldırıya uğramış veya güvenli olmadığı değerlendirilen gemilere yeni personel alınması konusunda risk değerlendirmeleri eksiksiz uygulanmalıdır.
-
Gemi üzerinde fiilî kontrolü bulunan, işletme ve teknik yönetim sorumluluğunu üstlenen tüm kişi, kurum ve şirketlerin sorumluluklarını hukuka uygun şekilde yerine getirmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
-
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız, liman devleti denetimlerinin etkinliğini artırmak amacıyla gerekli idari düzenlemeleri acilen uygulamaya koymalıdır.
-
Drone saldırısının failleri ve varsa devlet bağlantısı, deliller ışığında araştırılmalı; sorumlular hakkında ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli girişimler yapılmalıdır.
-


Sonuç itibarıyla; Karadeniz'de seyreden ticari gemilerde görev yapan denizcilerimiz, T.C. Devletinin kendilerini koruyacağına ve hukukun yanlarında olacağına inanmak istiyor. Karadeniz'in gemi mezarlığına dönüşmesine, denizcilerin sessiz kurbanlara dönüşmesine ve sorumluluğun karmaşık şirket yapılarının ardında kaybolmasına seyirci kalamayız.

Denizcilerimizin yaşam hakkı, hukukun ve devletin koruması altında olmalıdır. Gemi batarsa yalnızca çelik ve yük kaybolmaz; insanlar, aileler, hayatlar ve geri getirilemeyecek gelecekler de kaybolur. Yaşam hakkı pazarlık konusu değildir. Adalet ise hiçbir şirketin insafına bırakılmamalıdır."
Av. Naciye Nazan GÜLER
M/V April 9 Gemisi Mürettebatının Vekili





Yorumlar (0)