METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI’NDAN SEL FELAKETİNE ZEHİR ZEMBEREK AÇIKLAMA: YAĞIŞLAR DEĞİL, YANLIŞ KENTLEŞME SORUMLU!

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketlerinin ardından yaptığı açıklamada, sorumluluğun yağışlara yüklenmesine tepki gösterdi. Oda, “Kimse sorumluluğu doğaya yükleyerek kendini aklamasın” diyerek felaketlerin temelinde yanlış kentleşme, rant odaklı planlama ve bilimsel uyarıların dikkate alınmamasının bulunduğunu savundu.

METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI’NDAN SEL FELAKETİNE ZEHİR ZEMBEREK AÇIKLAMA: YAĞIŞLAR DEĞİL, YANLIŞ KENTLEŞME SORUMLU!
METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI’NDAN SEL FELAKETİNE ZEHİR ZEMBEREK AÇIKLAMA: YAĞIŞLAR DEĞİL, YANLIŞ KENTLEŞME SORUMLU!

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, 15 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı “Sel ve Taşkınların Sorumlusu Yağışlar Değil, Kentlerin Bu Şekilde Yapılaşmasına İmza Atanlardır” başlıklı basın açıklamasında, İstanbul’da yaşanan sel felaketine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Olağan meteorolojik olayların yanlış kentleşme nedeniyle afete, hatta felakete dönüştürüldüğünü belirten Oda, yaşananların sorumluluğunun yalnızca iklim değişikliğine ve yağış miktarına bağlanmasına karşı çıktı.

“YAĞIŞLAR SUÇLU DEĞİL, KENTLERİ BU HALE GETİRENLER SORUMLU”

Açıklamada, kentlerin rant odaklı bir anlayışla, doğal yapıları ve bilimsel veriler göz ardı edilerek inşa edilmesinin felaketlerin temel nedenlerinden biri olduğu vurgulandı.

Yetkili kurumların olayların ardından yalnızca sonuçlar üzerinden değerlendirme yaptığını savunan Oda, meteorolojik verilerin çarpıtılmaması ve sorumluluğun doğaya yüklenmemesi gerektiğini belirtti.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Kimse sorumluluğu doğaya yükleyerek kendini aklamasın. Kentlerimizi meteorolojik ve jeolojik gerçeklere uygun hale getirmek mümkündür. Yeter ki bilime ve hukuka dayalı kamucu planlama anlayışı hayata geçirilsin.”

“SON 84 YILIN EN ŞİDDETLİ YAĞIŞI” SÖYLEMİNE İTİRAZ

Meteoroloji Mühendisleri Odası, kamuoyunda sıkça kullanılan “son 84 yılın en şiddetli yağışı” ve “üç ayda yağması gereken yağış bir günde yağdı” gibi ifadelerin bilimsel açıdan sorgulanması gerektiğini belirtti.

İstanbul’da geçmiş yıllarda da yüksek miktarlarda yağış ölçüldüğünü hatırlatan Oda, 1981 yılında İstanbul’da 136,1 milimetre, 1985 yılında Şile’de 199 milimetre ve 2009 yılında Kumköy’de 179 milimetre yağış kaydedildiğini bildirdi.

Açıklamaya göre, son yağışlarda Beykoz’da 14 Ekim 2026 tarihinde 88,1 milimetre, 15 Ekim’de ise 186,3 milimetre yağış ölçüldü.

Bu değerlerin meteoroloji mühendisliği açısından beklenebilecek kuvvetli yağışlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Oda, asıl sorgulanması gerekenin bu yağışlar karşısında kentlerin neden ağır sonuçlarla karşı karşıya kaldığı olduğunu vurguladı.

“ESKİ YAPILARIN SU ALTINDA KALMASININ NEDENİ YENİ YAĞIŞ DÜZENİ DEĞİL”

Yıllardır su baskını yaşamayan bazı bölgelerin bugün sel sularıyla karşı karşıya kalmasının yalnızca yağışlardaki değişimle açıklanamayacağı ifade edilen açıklamada, yeni yapılaşmaların suyun doğal akışını bozduğuna dikkat çekildi.

Oda, bilimsel temelden yoksun yapılaşmaların dere yataklarını ve suyun akış güzergâhlarını olumsuz etkileyebildiğini, bunun da daha önce su baskını yaşanmayan alanlarda yeni riskler oluşturabildiğini belirtti.

Açıklamada, iklim değişikliğinin her olayın tek nedeni gibi sunulmasının yanıltıcı olabileceği kaydedilerek, kentlerin yanlış imar kararlarıyla bu hale getirilmesinin göz ardı edilmemesi gerektiği ifade edildi.

“DERE ISLAHI” ADI ALTINDAKİ PROJELERE TEPKİ

Sel felaketlerinin ardından gündeme getirilen dere ıslahı ve yeni kent içi projeleri de eleştiren Oda, bu tür müdahalelerin sorunu çözmek yerine yeni maliyetler ve müteahhitlik faaliyetleri doğurabildiğini savundu.

Derelerin beton duvarlarla kontrol altına alınmaya çalışılmasının suyun doğal düzenine müdahale anlamına geldiği belirtilen açıklamada, bilimsel temele dayanmayan uygulamaların riskleri daha da artırabileceği vurgulandı.

Oda, dere yataklarının doğal işleyişini bozan müdahaleler yerine suyun akışını dikkate alan, çevresindeki yerleşimleri güvenli hale getiren planlamaların uygulanması gerektiğini kaydetti.

“UYARILAR YILLARDIR YAPILIYOR”

Açıklamada, taşkın ve su baskını tehlikelerine karşı meslek odaları ile bilim insanlarının yıllardır uyarılarda bulunduğu hatırlatıldı.

Oda, 1943 yılından itibaren yapılan uyarılara dikkat çekerek, 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun uygulanmasının önemini vurguladı.

Bilimsel uyarıların dikkate alınması, mevzuatın uygulanması ve kentlerin doğal özelliklerine uygun biçimde planlanması halinde olağan doğa olaylarının büyük felaketlere dönüşmesinin önüne geçilebileceği ifade edildi.

COP31 ÖNCESİ İKLİM VE KENTLEŞME TARTIŞMASI

Antalya’da kasım ayında yapılması planlanan COP31 toplantısına da değinen Oda, iklim değişikliğine karşı dirençli kentler söyleminin, yanlış kentleşme ve planlama kararlarının sorumluluğunu gölgelememesi gerektiğini savundu.

Açıklamada, iklim politikaları kapsamında düzenlenen toplantılarda doğa olaylarının nasıl afete dönüştüğünün ve bu süreçteki planlama tercihlerinin yeterince sorgulanmadığı yönünde eleştiriler dile getirildi.

“DERELERİ BETONLA KAPATMAYALIM, DOĞAL AKIŞINA BIRAKALIM”

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, çözümün dereleri betonla kapatmak değil, doğal akışlarını korumak ve çevrelerini güvenli hale getirmek olduğunu belirtti.

Kent planlamasında meteorolojik verilerin yanı sıra jeolojik koşulların, toprak özelliklerinin ve topografik yapının da dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Oda, bilimsel verileri göz ardı eden her yeni müdahalenin riskleri büyütebileceği uyarısında bulundu.

Açıklama şu ifadelerle sona erdi:

“Yağışlar suçlu değildir. Asıl sorumluluk, bilimsel verileri dikkate almayan yanlış kentleşme, rant odaklı planlama ve uygulanmayan mevzuattadır. Doğaya rağmen değil, doğayla uyumlu yaşamayı öğrenmeliyiz.”