Bugun...


Mehmet Çilsal

facebook-paylas
BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BODRUM KALESİ-38
Tarih: 12-01-2021 20:37:00 Güncelleme: 12-01-2021 20:37:00


 

 

Eserleri belge değil anlatılardan oluşan Aşıkpaşazade,  Gelibolulu Mustafa Ali gibi Osmanlı vakanüvislerinin yazdığına göre Sultan Murad’ın(II) vefatıyla birlikte ortaya çıkan son Menteşeoğlu İlyas Bey(II), Karamanoğulları’nın teşvik ve desteğini alarak Menteşe Sancağı’na gelip beylik devletini yeniden kurma girişiminde bulunmuş ancak çok kısa süreliğine ele geçirdiği  hakimiyeti kaybedilince sancuvanlara sığınmıştı. Bu sığınmaya ilişkin bilgiler 30 sene sonraki Cem Sultan vakıasında olduğu gibi detaylı değildir. Bazı veriler, yetersiz olmalarına rağmen son Menteşeoğlu İlyas’ın Bodrum Kalesi’ne sığınmış olabileceği göstermektedir.

 

1451’de YARIMADA TÜRKLERİ ARASINDA BAŞLAYAN GİZLİ HAREKETLİLİK

 

Osmanlı Padişahı Sultan Murad II geçirdiği bir hastalık sonrası Şubat 1451’de Edirne’de ölmüş ve yerine oğlu Mehmet II tahta geçmişti. Osmanoğullarını kendilerine tehdit olarak gören ve payitahttaki bu değişimi bir fırsat olarak değerlendiren Karamanoğulları, İsfendiyaroğulları, Ramazanoğulları, Dulkadiroğulları gibi Anadolu’nun bağımsız Türk beylik devletleri ile Aydın, Menteşe gibi Osmanlı sancaklarında hummalı bir hareketlilik başlamıştı. Bu kalkışmanın başını ise Karamanoğulları çekiyordu(1*).   Menteşe Sancağı’na sirayet eden söz konusu hareketlilik çok büyük ihtimalle sancak kazalarından biri olan Peçin’e(Beçin), dolayısıyla da Bodrum Yarımadası’na kadar uzamıştı. 16.yy verilerinden hareketle 1450’lerde Bodrum Yarımadası’nda Sıravolos ve Karaova adında birer naiplik bulunduğunu varsayabiliriz. Bu naipliklere bağlı bazı köy ve karyelerin Beçin Kalesi’nin tımarı olduğunu ise 1517-30 tahrirlerinden biliyoruz(2*). 

 

 

İlerleyen yıllarda Beçin eski ihtişamını kaybetmişti ve sadece sur içinde hayat devam ediyordu. Subaşı, Beçin’in en yüksek ümerasıydı. Kale askerlerinin maaş ve erzakı Bodrum Yarımadası’ndan temin ediliyordu.

 

ESKİ BEYLİĞİN EHL-İ ÖRFÜ, OSMANLI’NIN DA EHL-İ ÖRFÜYDÜ

 

 

Uzunçarşılı, Wittek, Ducas kökenli bilgilere göre Menteşe beyleri, ülkelerini 200 gemilik bir donanma ve 3000-10.000 arasında değişen bir tımarlı sipahi ordusuyla yönetiyordu(3*). Bizanslı tarihçilerin metinlerinde Menteşe beylik devletinin ilk yıllarda eski Bizans feodalleri ile beraber yönetildiği yazılıdır(4*). Gerek Osmanlı gerekse Menteşeoğulları beylik devletlerinin idari-iktisadi-askeri yapısının(modeli) temeli Selçuklu ve Bizans’a dayanmaktaydı.Toplumsal hayatın bel kemiği olan tımar sistemi ile sipahiler arasında organik bir bağ vardı. Fetihlerin asıl gücü tımar sahiplerinin oluşturduğu sipahi ordusuydu. Tımar mülkü beye, hünkara ait toprağın kullanılma biçimlerinden biriydi. İdari-iktisadi-askeri olarak birbirine bağlı bu sistem subaşı, bey, kadı, sipahi gibi ehl-i örf tabakası ile  yaya, piyade, müsellem, ellici, levend gibi askerler(leşger) üzerinden işlerdi. 

 

Tımar sahibi sipahi kendine emanet edilen bölgeyi çiftlikler halinde reayadan kimselere yazardı. Çiftlik sahipleriyse bu araziyi, otlağı, tarlayı, bağ-bahçeyi vb. ailelere zimmetlerdi. Bu aileler veya kişiler şavaş zamanlarında hünkara tımarın büyüklüğüne göre önceden belirlenmiş sayıda asker-nefer-leşger vermek zorundaydı, ki bunlara “kılıç” denirdi. Sipahi ordusu böyle oluşur sefere böyle gidilirdi.

 

 

Tahmin edileceği gibi sipahilik ayrıcalıklı bir toplumsal statüydü, hatta babadan oğula geçmekteydi.Türk beylik devletlerinin ordularıyla fethettikleri ve haraçgüzar yaptıkları yerler zamanla ülkenin ili veya kazasına ganimet, haraç vb. gelirleri ise ispenç, bive, çift resmi, öşür, avarız, cizye gibi düzenli ve çeşitli vergilere dönüşmüştü.

 

Bodrum Yarımadası da diğer Menteşe toprakları gibi yukarıda özeti verilen sisteme tabiydi. Vakanüvis metinlerinde istila yoluyla sancağa dönüştürülen Menteşe Beyliği’nin sefer zamanlarında sipahi sistemiyle Osmanlı Ordusu’na asker verdiği yazılıdır(5*). Sancağın idari-askeri teşkilatının parçası olan sipahiler elbette Bodrum’da da vardı. Yaklaşık 150 yıllık  beylik teşkilatı ümerasının(askeri-idari yetkililer) başka yerlerden gönderilmiş yeni insanlar olduğu düşünülmemelidir. Bunlar, Menteşe Beyliği’nin ezelden beri Yarımada’da mukim kadim reayasından başkası değildi. Dolayısıyla da Menteşeoğulları soyundan gelen ululara(kocaman) geçmişten doğru gelen bağlılık hissi taşımaları doğaldı. 1451’de İlyas Bey’in(II)  ortaya çıkıvermesi bazıları için sürpriz ve şaşkınlığa yolaçsa bile  beyliğin ulema-ümerasıyken sancağın ricaline dönüşmüş kimselerin nostaljik duygularını ve akrabalık ilişkilerini epey depreştirmiş olmalıydı...

 

SON MENTEŞEOĞLU İLYAS(II) ve İSYAN ORDUSU

 

 

Önceki bölümlerde yine dönemin vakanüvislerine dayanarak Menteşeoğlu İlyas Bey ile Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet’in vefat ettiği yıl Edirne Sarayı’nda rehin tutulan Ahmet ve Üveys’in bir yolunu bulup kaçtığından, firar sonrası Menteşe iline geldiklerinden, başarısız isyan girişimleri nedeniyle yakalanınca bu kez Tokat’a götürülüp kale zindanına konduklarından (burada kendileri gibi tutsak olan Sırp Despotu Vılkoğlu’nun iki evladının da gözlerine mil çekilmişti)(6*) iki sene sonra bu zindandan da kaçmayı başardıklarından, Üveys’in yakalanıp kale dizdarıyla beraber öldürüldüğünden, Ahmet’in ise önce Akkoyunlulara oradan da Acem’e sığındığından bahsedilmişti(7*). İşte bu vakıadan sonra, gel zaman git zaman Sultan Murad’ın(II) hakkın rahmetine kavuştuğu 1451 senesinde, son Menteşeoğlu olduğu rivayet olunan  İlyas(II) adında biri zuhur etmişti...

 

British Museum’da sergilenen 825/1422 tarihli bazı sikkeler üzerindeki“Veys bin İlyas Han, Hullide mulkuhu İlyas bin Mehmed, Hullude mulkuhu” tuğra formundaki kalıp baskılar, hem döneme dair hem Üveyis(Veys), Mehmet ve İlyas Beyler hakkında belge niteliğindedir(8*). Karamanoğulları tarafından koruma altına alıp vakti gelince ortaya çıkarılmış olan İlyas(II), Üveyis’in oğluydu.

 

 

Son Menteşeoğlu İlyas’ın zuhuru konusu Gelibolulu Mustafa Ali Tarihi’nde şöyledir: “Sultanın ölüm haberi üzerine (1451) bilhassa Karamanoğlu İbrahim Aydın, Germiyan ve Menteşe illerine eski hükümdarların güya haleflerini göndermişti. Sultan Mehmed II, şahsen Karaman'a sefere çıktığı zaman yeni nasbedilmiş olan Anadolu beylerbeyi İshak Paşa küçük Hükümet müddeilerinin hesabını görme emrini aldı. Şüphesiz sadece Menteşe’nin isyanı daha ciddi bir tehlike arzetmekteydi.Çünkü Osmanlı vakayinamesi yalnız onun yere çalınmasını anlatmaktadır. Bu  hükümet müddeisinin adı İlyas Bey’di ve kendini Üveys’in(Leys) bir oğlu olarak meydana attı... Karaman seferini bitirdikten sonra İshak Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Menteşe’ye yürüdü. İlyas Bey muharebeyi kaybedince Rodos’a kaçmaya mecbur kaldı...”(1*age)

 

 

Aynı vakıa Aşıkpaşazade Tarihi’nde ise şöyledir:“Bir gün haber geldi Karamanoğlu İbrahim'in karnı yarılmış nesebi belli olmayan çocuklar doğurmuş. Bu oğlanlardan birini Germiyanoğlu'nun yanına Kütahya'ya, birini Aydınoğlu iline, birini de Menteşeoğlu iline göndermiş ve kendisi de Alayye 'ye (Alaiye) yürümüştü. Sultan Mehmed bu haberi işitince hemen İshak Paşa'ya hilat giydirdi, Anadolu beylerbeyiliğini verdi ve onu gönderdi... Karamanoğlu'nun oğlanlarının hepsi kaçtılar tekrar analarının karnına girdiler.” (9*age)

 

 

Görüldüğü üzere vakanüvis metinlerinde, henüz padişah olan Sultan Mehmet’in(II), Osmanlı sancaklarında başlamış olan Karamanoğlu İbrahim Bey destekli isyanların bastırılması maksadıyla İshak Paşa komutasında ordu gönderdiği bu düzenli ordunun İlyas Bey’in(II) toplama ordusunu yendiği savaşı kaybeden İlyas Bey’in Rodos’a sığındığı yazılıdır. Ancak vakanüvis metinlerinde Rodos’a sığınma hakkında 30 sene sonra yaşanacak Cem Sultan vakıasında olduğu gibi detaylı bilgiler bulunmamaktadır.

 

 

Bilindiği gibi Menteşe Sancağı’nın merkezi Muğla’da olup Balaban Paşa sancakbeyi sıfatıyla burada ikamet ediyordu. Emri altındaki ümeranın çoğu ise Osmanlı’ya boyun eğmiş veya öyle gözüken Menteşe Türklerinden oluşuyordu. Menteşe coğrafyasının çeşitli yerlerinde görevli olan bu eski ümera(ehl-i örf), vakanüvis metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla Osmanlı’ya karşı eli kılıç tutan gönüllülerden bir ordu kurmuştu. Muhtemel merkezi Beçin olan bu isyan ordusu, Muğla’yı kolayca ele geçirip İlyas Bey’i dedesinin tahtına oturtmuş ve az miktardaki Karamanoğlu askerleriyle beraber tahtın güvenliğini sağlamaktaydı.

 

İshak Paşa komutasındaki devasa ordunun Muğla’ya gelmesiyle birlikte iki taraf arasında ne kadar sürdüğü bilinmez bir muharebe yaşanmış ve kazanan taraf Osmanlı Ordusu olmuştu. Böylece İlyas Bey’in hükümdarlığı kısa sürmüştü...

 

TARİHTEKİ SON MENTEŞEOĞLU BODRUM KALESİ’NE SIĞINMIŞTI

 

Geçmişte Menteşe Beyliği’nin merkezi Beçin ve Balat idi. Bunun da mantıklı sebepleri vardı. Ege’nin en işlek ticari limanlarından biri olan Balat, aynı zamanda Menteşe Beyliği’nin donanma üssüydü. Beçin Sarayı ise surlarla  çevrili, zaptı zor yüksek bir tepede inşa edilmiş antik çağdan kalma bir kale içindeydi. Ticaretin ve iskanın yoğun olduğu Beçin ve Balat’tan Menteşe toprakları ve kıyılarının hakimiyeti de kolaydı. Ayrıca Menteşoğulları, 1306’da Rodos’un sancuvanlara kaybından sonraki dönemde haraçgüzarları olan birkaç ada dışında istilacı-yayılmacı bir beylik değildi. Yunan tarihçi Zachariadou’un belirttiği gibi refahı yüksek zengin bir devletti. Kendi hükümranlıkları altındaki Alikarnas’ta(Sıravolos) sancuvanların(St. John Şövalyeleri) kale yapmasına göz yummuşlardı. 

 

 

Büyük bir ihtimalle bu Sancuvan Kalesi’yle de karadan ve denizden temas içindeydiler. Osmanlı’nın 1396’da  ülkelerini ele geçirmesiyle birlikte Menteşe Sancağı’nda sancuvanlarla alış verişin yasaklandığını yazılı kaynaklardan biliyoruz. Bu yasaklara rağmen eskiden beylik devletinin de ehli örfü olan ümeranın şövalyelerle gizli ya da aleni biçimde ticaretlerini sürdürmüş olmaları, ihtimal dışı değildi. Aslında, yeni padişah Sultan Mehmet(II) de gerek duyduğunda sancuvanlarla temas kurmaktaydı. Hatta bunun için genellikle Beçin Subaşısı’nı elçi olarak görevlendiriyordu(3*age). Yani, resmi ya da değil hem Osmanlı hem Menteşe Türkleriyle Şövalyeler arasında bir takım ilişkiler zaten mevcuttu. Dolayısıyla, İshak Paşa komutasındaki orduya yenik düşmüş İlyas Bey’in(II)  kellesinin alınacağı kesin olduğundan çok büyük bir ihtimalle emri altındaki ümera, zaten epeydir ticari temas içinde oldukları, belki de yakından tanıdıkları St.Peter(Bodrum) Kalesi şövalyelerine beylerinin sığınma işini ayarlamıştı. Çünkü Bodrum Kalesi, coğrafi bakımından her üç taraf için de karadan da denizden de en yakın, en mümkün, en kolay temas ve iletişim noktasıydı.

 

İlyas Bey, Bodrum Kalesi’nde misafir edildikten sonra büyük bir gizlilik içinde Rodos’a götürülmüştü...

 

Devam edecek...

mehmet çilsal-tarih araştırmacısı

 

KAYNAKLAR

 

1- *Gelibolulu Mustafa Ali’den alıntı/Menteşe Beyliği/Paul Wittek

*Camiü’d düvel, Osmanlı Tarihi-Müneccimbaşı Ahmet Dede Efendi

2- BODRUM YARIMADASI’NIN TARİHİ COĞRAFYASI-Prof.Dr. M. Akif ERDOĞRU,                                              Prof. Dr. Ahmet ÖZGİRAY

3-Beçin Definesi cilt1-Beçin Tarihi-Aydoğan Demir(Nicolas Vatin’den alıntı)

4-Güvenlik, Eşkiya, Bodrum-Doç. Dr. Olcay Pullukçuoğlu Yapucu.

5-Kitab-ı Cihan-Nüma Neşri Tarihi- Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen Faik Reşit Unat

6-Gazavat-ı Sultan Murad

7-*Aşıkpaşaoğlu Tarihi, M.E.B Yayİstanbul 1992, s. 91-92. Menteşe Beyliği/Paul Wittek

*XV-XVI. YÜZYILLARDA MENTEŞE, HAMİD VE TEKE SANCAĞI YÖRÜKLERİ DOKTORA TEZ-Dr. Serkan SARI

 8-Anadolu Beylikleri ve Menteşeoğulları Devrinde  Berat ve Ferman Anlamında Kullanılan Vesika Formları ve Diplomatik Özellikleri-Doç.Dr.Nejdet Gök

9-AŞIK PAŞAZADE-OSMANOGULLARI'NIN TARİHİ ÇEVİRİ VE GÜNÜMÜZ DİLİNE AKTARIM: KEMAL YAVUZ- M. A. YEKTA SARAÇ

 

 



Bu yazı 2700 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA

Web sitemize nasıl ulaştınız?


Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
YUKARI