Bugun...


Mehmet Çilsal

facebook-paylas
BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BODRUM KALESİ-55 Hızır Reis(Barbaros Hayreddin) 1493 senesinde Bodrum’a niçin gelmişti ve Kale’de köle ticareti yapılıyor muydu ?
Tarih: 10-01-2023 22:36:00 Güncelleme: 10-01-2023 22:36:00


 

Amagnon de Bigny’den sonra 1491’de Chateau Saint Pierre(Bodrum) Komutanlığı’na Philippe de Cluis-Puis(Cluys-Cluix) adında bir Şövalye Rahip gönderilmişti. Komutan Philippe, Kale’ye tespit edilemeyen bazı inşai katkılarda bulunmuştu(*1).

 

 

Ancak ne yazık ki Kale’nin 1.Dünya Savaşı ve öncesinde maruz kaldığı top bombardımanları sırasında pek çok arma ve kitabenin yok edilmiş olması nedeniyle bu Komutana ait herhangi bir arma bulunamamıştır.  

 

 

Zizim(Cem Sultan) olayı sonrası Padişah Bayezid ve GM d’Abussuon arasındaki andlaşmalardan doğan ve yaklaşık on yıldır devam eden barış ve sükunet günlerinin birinde Chateau Saint-Pierre’de(Bodrum Kalesi) garip bir firar vakıası yaşanmıştı. Philippe de Cluis-Puis’in genç yaştaki hizmetlisi, ev olarak da kullanılan Komutan Kulesi’nden bazı kıymetli eşyaları çalarak kaleden kaçmış, durumu öğrenen Komutan küplere binmiş ve derhal bir grup askerle kölesinin peşine düşmüştü. Öncelikle Sıravolos köylerine uğrayan(muhtemelen) şövalye müfrezesi, aldıkları istihbarat neticesinde Likya(Fethiye, Kaş) tarafına yönelmiş (muhtemelen gemiyle) ve misilleme olarak o bölgenin ileri gelen bir beyinin iki genç oğlunu silah zoruyla ellerinden almış Komutan Philippe, çıkan çatışma, boğuşma, arbede sırasında gençlerin direnen babasını kendi elleriyle katletmişti. Bu olayın yankısı bölgede yayılınca durumun vehameti Sancak Beyi’ne (muhtemelen Çelebi Korkud) ulaşmış, Rodos’a bir heyet gönderilmiş ve Bodrum Kalesi Komutanı, Grand Master D’Abussuon’a resmen şikayet edilmişti.  Bunun üzerine Üstad-ı Azam, yaşananlardan dolayı üzüntülerini ifade edip kaçırılan iki genç Türk’ün derhal getirilmesini  sağlamış, bu arada vaftiz edilip Hırıstiyanlaştırılmış bu gençlerden biri Müslüman kalmaya kararlı olduğunu, hatta Hıristiyanlıktan nefret ettiğini belirttikten sonra her ikisi de oracıkta iade edilmiş, böylece Osmanlı ile imzalanmış barışın tehlikeye girmesi önlenmişti.(*2)

 

Komutan Philippe de Cluix-Puis’in bu ve benzeri vakılarından dolayı “Chateau Saint-Pierre’de(Bodrum Kalesi) sularında bazı Osmanlı gemileri dolaşmaya başlamış,  21 Mart 1493’de toplanan Rodos Konsey,  Türk fusteslerinin varlığından endişe duyduğunu kayıt altına almıştı.(*3)  

16 Ağustos'ta Korsanlığın serbest olduğu su ve kıyıları istila eden Türk fustaların Şövalye hegemonyası altındaki yerlere  zarar vermemesi için iki kadırganın iki aylığına silahlandırılmasına karar verilmişti.(*4)  

 

 

Dönem: Cem Sultan pazarlıkları 

 

Fransa Krallığı ve Rodos Şövalyeleri GM’lığının elinde bulunan Cem Sultan, Osmanlılar dahil  Memlük Sultanlığı, Macar Krallığı, Venedik Krallığı ile Papalığın çeşitli hesap ve pazarlıklarına konu olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu ile Memlük Sultanlığı arasındaki ilişkiler bozulmuş ama Venedikliler ile Memlükler arasındaki ilişkiler daha da güçlenmişti. Sultanı Kayitbay, Cem’i elde ederek Sultan Bayezid’e karşı onun Anadolu’daki taraftarlarını yanına çekme arzusundaydı. Bunun için  de Avrupa’nın en zengin bankacısı olan Lorenzo di Medici’yi devreye sokmuştu. Medici’nin Zizim’le(Cem) ilgili notları şöyleydi:  

 

 

“Memluk Sultanı, Cem'i elde etme girişimlerinde anlaşılan odur ki Fransa ve Papalık mahkemeleri üzerindeki etkimi ve geniş bankacılık işlemlerimi bildiği için benimle temasa geçti. Kasım 1487'de Mısır büyükelçisi Floransa'ya geldiğinde, Floransa'nın son yirmi yılda geniş bir ticaret geliştirdiği Osmanlıları gücendirmekten kaçınmak amacıyla, müzakereleri önce ticari alanla sınırlandırmaya çalıştım. Ancak Cem'i elde etme çabalarım karşılığında Memluk Sultanı Kayıtbay’ın bana vaat ettiği maddi kazanç ve ticari ayrıcalık fırsatını değerlendirmek için acele etmedim. Ayrıca diğer taraftan Macaristan Kralı Mathias Corvinus, kardeşi Bayezid'e karşı bir Haçlı Seferi'nde Cem ile ittifak yapmak istiyordu. Bu nedenle 1488 baharında, Fransa'daki ajanlarımdan Lorenzo Spinalli, Fransız Kralı'na 100 bin altın duka teklif etmişti. Ancak Fransa Kralı, Cem’in Roma'ya götürülüp Papalığa teslim edilmesini Hıristiyan aleminin genel çıkarına olduğuna inanıyordu. Papa, Rodos ve İtalya'nın ciddi bir Osmanlı işgali tehdidi altında olduğunu, sadece Cem'in Roma'daki varlığının Bayezid'i caydırabileceğini savunmaktaydı.  Fransız Şansölyesi, yalnızca Papa'nın Hıristiyan milletler arasında barışı ve birliği yeniden sağlayabileceğini, Osmanlılara karşı bir haçlı seferine öncülük edebileceğini düşünüyordu. Bu nedenle hem Mısır hem de Macar talepleri reddedilmişti.”(5*)

 

 

Zizim(Cem), Rodos Şövalyeleri tarafından Papalık makamına satılmak üzere   Fransa’nın “Creuse” bölgesindeki  Bourganeuf  Kulesi’nden alınıp Roma’ya götürülmüş Papalık, Rodos GM’lığının Bayezid’den her sene almakta oldupu 45 bin duka altına mukabil bir takım imtiyazlar vermiş ve GM D’Aubusson’a “kardinal” rütbesi tevcih etmişti. Bu gelişmeden haberi olan Sultan Bayezid, Rodos Şövalyeleri’nin Cem’le ilgili verdiği teminatın artık önemsiz olduğunun farkına vararak Pera'da yaşayan Hristiyan Papaz Leonardo di Chiavari ile Kapıcıbaşı Mustafa Paşa’yı elçi olarak görevlendirip 120 bin altın duka ile Roma’ya göndermiş elçi heyeti önce Rodos'a uğrayıp Grand Master Aubusson ile görüşmeler yapıp ardından Avrupa’ya yelken açmıştı.Venedik'in Roma büyükelçisi Ermaolo Barbaro’nun yazışmalarına göre Osmanlı elçisi Mustafa Paşa’nın gerçek görevi Cem'e suikast yapmaktı.

 

 

Bunu gerçekleştirmek için bazı kardinallere rüsvet dağıtmak planın bir parçasıydı. Sultan Bayezid’in elçiler vasıtasıyla Cem'in Roma'da kalması için Papa Hazretleri'ne yaptığı ödeme, Papalığın toplam yıllık gelirine eşitti ve Sistine Şapeli ile ilgili yapılan masrafların çoğu, Osmanlı fidyelerinden gelen fonlarla ödenmişti...(*6) 

 

 

Francesc de Boxols yeniden Chateau Saint Pierre(Bodrum Kalesi) Komutanı:

 

1492 yıllında Bodrum Kalesi’nin başına yeniden Francesc de Boxols gönderilmişti. Katalan Rahip Şövalye Boxols, bu gelişinde ilk olarak batı perde duvarının bir kısmını, Charles Aleman de Rochechinard tarafından başlatılan bölümün birkaç metre güneyinde, düşük modüllü küçük taş parçaları kullanarak onarmıştı. Onun kendini batı perde duvarını güçlendirme, kalınlaştırma ve yükseltmeye adadığı bu yıllarda, 18 Ekim 1493 tarihinde bölgede Kos Adası merkezli çok şiddetli bir deprem meydana gelmiş Kefalos, Pyli, Andimachia Kaleleri dahil binaların çoğu tamamen harap olmuş, çok sayıda insan ölmüş, yaralanmış ya da sakat kalmıştı. Bu arada Rodos’tan adaya pek çok tıbbi yardım malzemesi, cerrahlar, duvar ustaları, tamir için el aletleri, katır, yiyecek, çivi sandıkları, şarap fıçıları, erzak vb sevk edilmiş krizi yönetmesi için de Bodrum Kalesi’nin 1488’deki Komutanı Reginald de Saint Simon görevlendirilmiş, yakından geçen gemiler durdurularak mürettebatın yardımı sağlanmıştı. Deprem sonrası salgın hastalıkların yayılmasını önlemek içinse deniz tarafından  adanın içlerine doğru bir kanal açılmış, karantina oluşturulmuştu.(*7)  

 

 

O günlerden yaklaşık 500 sene sonra 1980’lerde Bodrum’un çeşitli yerlerinde kazılar yapan Danimarkalı Arkeologlar, 1493’deki Kos depreminin Bodrum’u etkilediğini ve büyük bir ihtimalle o tarihe kadar kısmen ayakta kalabilmiş Halikarnas Türbesi'nin(Mausoleum) nihai yıkımını tahrik ettiğini tespit etmişProf Anthony Luttrell ise Danimarkalı Arkeologlar'ın bu bulgularından yola çıkarak Şövalyelerin 1493 ve sonrası yıllarda Halikarnas Türbesi'nin (Mausoleum) son kalıntılarının yoğun biçimde Kale’de kullandığını yazmıştır(8*). Halikarnas Mozolesi’nden getirilen volkanik yeşil lav blok taşları, 1493 sonrasında yeni savunma yapıları inşa etmek ve kaleyi güçlendirmek için kullanılmıştı. Bu blok taşların varlığı, Charles Thomas Newton tarafından 1857'den itibaren yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmış ve sonuçları 1863'te yayınlanmıştı.  İşte o tarihte bu yeşil volkanik taşları kullanan komutan, Francesc de Boxols idi. Boxols, 1494'te batı perde duvarına son halini vermiş ve ortasına Kardinal mertebesine yükselmiş  olan GM Pierre d'Aubusson’un ve kendisinin mermerden yontulmuş arma rölyefini yerleştirmişti. (1*age)

 

Dönem(1490-1493): Osmanlı-Memlük Savaşları

 

Bu dönem, Dulkadiroğulları Beyliği ile Ramazanoğulları Beyliği topraklarının yani  Güney Anadolu’nun(Kilikya) Osmanlı ve Memlükler arasında  hegomonya savaşlarına sahne olduğu bir dönemdi. Adana, Tarsus, Elbistan, Maraş , Malatya, Kayseri ve havalisinde süren bu muharebeler, Osmanlı kaynaklarında “Ceng-i Rûm-u-Arab” şeklinde ifade edilmiş, Kölemenlerden oluşan Memlükler Suriye dahil Güney Anadolu’yu istila etmiş ve Venedikliler ile güçlü bağ kurmuştu. (9*)

 

 

 Osmanlı tarihçilerinin aktardığı üzere “kullar ile kullar savaşsın” diyen Bayezid, güneydeki gelişmeler nedeniyle kendisinin de başında bulunacağı bir sefer için karar vermiş, hatta düşman Müslüman olduğu halde kan dökülmesine izin veren bir fetva çıkarmıştı. Ancak 1490’nın Temmuz ayında sefere çıkılacağı gün büyük bir fırtına kopmuş, sağanak yağmur başlamış, silah deposu olarak kullanılan Et Meydanı’ndaki Güngörmez Kilisesi’ne yıldırım düşmüş, çıkan yangınlar nedeniyle Galata, Beşiktaş, Üsküdar, Haliç ve Boğaz’da dört mahalle harap olmuş, birçok kişi hayatını kaybetmiş, üstüne kısa süre sonra Anadolu’da veba salgını ve kıtlık başlamış, yaşanan tüm bu felaketleri şerre delalet olarak yorumlayan ulema, Padişah Bayezid’i seferden caydırmıştı.

 

 

Aynı sene Müslüman Tunus İspanyollar tarafından hücuma uğramışken iki Müslüman devletin savaşıyor olması her iki tarafın ahalisi tarafından hoş karşılanmamış, Memlûk askerleri geri çekilince barış müzakereleri başlamış, en nihayetinde 1491’in Ekim ayında barış antlaşması imzalanmıştı. (*10)

 

1493-Bodrum Kalesi ve Hızır Reis(Barbaros Hayreddin) - Rodos’ta Köle Ticareti:

 

Midilli de yaşayan Hızır Reis(Barbaros Hayreddin), Aziz Petrus(Bodrum) Kalesi’ne niçin gelmişti? Bu sorunun cevabı Hızır Reis’in ağzından Seyyid Muradî tarafından kaleme alınmış “Gazavat” adlı eserde şöyledir:

 

“Ağam Oruç’la ben, derya seferlerine merak sardık. Oruç Reis, bir gemi edindi, onunla ticaret maksadıyla denize açıldı. Ben de 18 oturak bir tekne edindim. Önce Selanik ve Ağrıboz’a gidip geldik. Midilli’ye mal getirip satıyorduk. Fakat ağam Oruç, bu yakın seferlerle kanaat etmedi. Şam Trablus’una gitmek istedi. Bir gün, küçük karındaşım İlyas’la beraber, Trablus’a gitmek üzere Midilli’den ayrıldı. Ağam Oruç, Şam Trablus’una varamadı. Yolda Rodos gemilerine rastladı. Büyük cenk oldu. Karındaşım İlyas şehit düştü. Tanrı rahmet eylesin! Kafir gemileri cengi kazandı. Oruç Reis’i gemisiyle beraber esir aldılar. Zincire vurup Rodos adasına götürdüler. Bu haber Midilli’ye erişince çok üzüldüm. Kanlı gözyaşları döktüm. Fakat hemen ağam Oruç’u kurtarmak çarelerini düşünmeye başladım… Kirigo isminde bir kafir tacir vardı dostumdu. Rodos’la ticaret yapardı. Kirigo’yu tekneme alıp Bodrum’a geldim. Kendisine dedim ki ‘dostluk bugünde belli olur. Al sana 18.000 akça. Ağam Oruç’u kurtarmak için bana yardım et. Sen Rodos’a git, zemini yokla. Ben seni Bodrum’da bekleyeceğim’. Kirigo: ‘Baş üstüne’ deyip bir kefere teknesiyle Rodos’a gitti. Orada ne yapıp edip ağam Oruç Reis’i bulup görüşmüş…Kirigo fırsat buldukça ağam ile görüşüp harçlık yiyecek gibi şeyler verirmiş. Ne yapacaklarını konuşup durmuşlar. Oruç Reis'in Rodos'ta Santurluoğlu adında bir kafir tanıdığı varmış, adı sanı maruf bir adammış. Arasıra yanına varıp hal hatırını sual edermiş...”.

 

 

Eser, Santurluoğlu ve Oruç Reis’in esaretten kurtuluş planıyla devam eder. Oruç Reis, gemi sahibi bir şövalyenin kölesidir ve efendisi sık sık çarşıda ahbaplarıyla bir dükkan önünde buluşmaktadır. Santurluoğlu o anı denk getirip hasbıhal halindeki grubun yanına varır. Tesadüfen oradan geçmekte olan bir köleyi(Oruç) işaret edip yüksek sesle sahibinin kim olduğunu sorar ve ardından onu çok beğendiğini, satın almak istediğini söyler. Böylece köle sahibi Şövalye ile aralarında bir pazarlık başlar. Sekizyüz altın üzerinde anlaşırlar. Ancak aksilik bu ya, o sırada Rodos Filo Kumandanlığı’na yeni atanmış olan Komodor yanlarına gelir. Derya işlerinden de sorumlu olan bu Komodor, Onbin altın vermeye kadir olan kaptanı sekizyüz altına vermek büyük aptallıktır.Satana haksızlık olur, buna rızam yoktur” deyip alışverişi bozar, Santurluoğlu'na akçası geri verilir. Oruç Reis yer altına zindana atılır, eline ayağına, boğazına ağır demir zincirler vurulur, ağır işkencelere maruz kalır, önüne ölmevecek kadar aş ekmek konur.

 

 

Rodos’ta bir müddet daha köle olarak yaşamaya devam eder. Sonradan anlaşılır ki onun kölelikten kurtulmasını önleyen asıl kişi, Komodor değil Hızır Reis’i(Barbaros Hayreddin) Rodos’a getiren Kirigo’dur. Kafir-i billah mel'un Kirigo, meğerse Oruç’un kim olduğunu Komodor’a çaşıtlamış(ispiyon,ihbar), hem Hızır Reis’ten aldığı onsekizbin akçanın üstüne yatmış hem hatırlı kişi olarak bazı imtiyazlar almıştır. İlerleyen günleri zindanda geçen Oruç Reis, bir yolunu bulup kendisinin Komodor’un huzura çıkarılmasını sağlar ve ona kendisine reva görülen eziyetin sebebini sorar. Komodor, “Ey Türk! Sana edeceğim azabın daha bindebiri bile icra edilmemiştir. Sen sekizyüz altın paha biçip de gideceğini mi sandın? Bak ben adama ne iş keserim! Karındaşın Hızır Reis'in teknesini dünya kadar mal ile     doldurmuş Bodrum'da senin için göz kulak olup, acaba karındaşımı şunların elinden nasıl halas edebilirim diye bu hileyi hazırladığından haberimiz yok mu zannedersin? Yoksa sen bizi uyur mu sandın?” şeklinde cevap verir. Oruç Reis, oracıkta Kirigo’nun alçaklığına uğradığını anlar. Günler sonra  yer altından çıkarılıp bir kalyeteye küreğe konurGenç köleler genellikle gemilerde ve bayındırlık ile istihkam işlerinde kullanılmaktadır. (*11)

 

 

Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere Hızır Reis(Barbaros Hayreddin), Aziz Petrus (Bodrum) Kalesi’ne ağabeyinin fidyesini ödeyip esaretten kurtarmak maksadıyla gelmişti. Ancak farkedildiği gibi metinde izaha muhtaç bazı hususlar bulunmaktadır. Kaptan-Tüccar Hızır Reis’in bir Şövalye Garnizonu olan Bodrum Kalesi’ne arkadaşıyla birlikte geldikten sonra Kirigo’nun Rodos’a gitmesinin ardından kendisinin onu günlerce teknede mi beklediği, Kale’de misafir mi edildiği, Kale önünde Kuzey Hendeği’nin hemen yanında han benzeri bir yapıda mı yatıp kalktığı, yoksa en yakın köy olan Vitiz(Bitez) veya Müsgebi’de(Ortaköy) bir köy odasında mı konakladığı soruları havada asılı kalmaktadır. Öte yandan Tüccar Hızır Reis’in şövalyelerle temas kurmak için direkt olarak Rodos’a gitmemesi, anakarada bir “üs” olmasından dolayı Bodrum Kalesi’nin aynı zamanda Rodos Şövalyeleri’nin köle ticaretini çevirdikleri fidye ödeme merkezi olarak zaten biliniyor olması, Kirigo’nun Hızır Reis’i bu yüzden  Bodrum Kalesi’ne getirmiş olma ihtimali de gözden kaçırılmamalıdır.

 

 

Zira hem Rodos’un hem Bodrum Kalesi’nin köle ticaret ve fidye merkezi olduğunu doğrulayacak nitelikte bazı belge ve bilgilerin varlığı artık bilinmektedir. Bunlardan biri de 1491'de Levanta yolculuk yapan  Alman aristokrat ve seyyah Dietrich von Schachten’e aittir. Seyyah, 1480 Osmanlı kuşatmasının yarattığı yıkımdan sonraki yıllarda bölgede yaşanan 1481, 1482, Rodos, 1493 Kos depremlerinin de etkisiyle Şövalye kalelerininin hemen hepsinde tamir tahkimatların yanısıra yeni tarzda mimari yapı ve inşai faaliyetler başlatıldığını yazmıştır.  Söz konusu hummalı inşaat işlerin 1491'de Rodos’ta  devam etttiğine, bu faaliyetlerde köle Türklerin kullanıldığına ve fidyesi ödenenin özgür kaldığına dair satırlar şöyledir: 

 

 

“(...)Rodos Şövalyelerinin elinde 3000 kadar Türk esir var. Bunlar arasında 3000 duka fidye ödeyip hür olabilecek durumda olanlar bile bulunsa da bir veya üç yıl posaları çıkıncaya kadar çalıştırılıp öyle satılıyorlar. Kendileri için en yüksek fidye almanın mümkün olmadığını anladıkları  esirlerden ise alabildiklerini alıp memleketlerine serbest bırakıyorlar. Diğerleri tıpkı Almanya'da sığırların her sabah erkenden işe götürüldüğü gibi burada(Rodos) da 600-700'e yakın Türk her sabah erkenden işe götürülüyor, hendek kazma işinde zorla çalıştırılıyor, kendilerine yemek diye de berbat şeyler veriliyor, bütün yiyip içtikleri fasulye ve sudan ibaret ve akşamları işleri bitince hapishanelerine geri getiriliyor, domuzlar gibi sıkış tepiş tek tek hücrelerine konuyorlar. Bu ağır durum Meryem Ana Günü, Paskalya, Noel Havariler günü veya diğer kutsal günler hariç tüm yıl boyunca aynen devam ediyor.” (*12)

 

 

1490’larda Rodos’ta olduğu gibi Bodrum Kalesi’nde de benzeri şekilde taş taşıma, harç karma, duvar örme, sur yükseltme-kalınlaştırma, hendek kazma, revelino inşaatı vb işler yürütülmekteydi ve hiç şüphe yok ki  işçilerin hemen hepsi Türk ya da Müslüman kölelerdi. Öte yandan son 10 yıldır Osmanlılar ile Şövalyeler arasında pek çok ahid imzalanmıştı ve bu andlaşmalar korsanlık, kölelik, fidye gibi hususları da içermekteydi. Dolayısıyla Bodrum Kalesi’nde köle ticareti yapılması veya Kale yetkililerinin Menteşe ölçeğinde, yani Osmanlı topraklarında köle ticareti yapması, resmi belgeli tercüman kullanma zorunluluğı gibi kurallara uyulduğu sürece yasal ve meşru idi. Bu konuda yaşanmış bir vakıa Malta arşivlerine yansımıştı ve şöyleydi:  Johannes Peruzzi adında bir Köle Tüccarı, Bodrum Kalesi’nin resmi tercümanını kullanarak Menteşe ilinde ve kazalarda Türklere Arap köleler satmış ancak Tüccar Peruzzi, tercümanın verdiği hizmetin karşılığını ödemeyince şikayet üzerine olay Şövalyeler Mahkemesine taşınmış ve Peruzzi söz konusu borcu ödemeye mahkum edilmişti(*13).

 

 

Bu bilgiden yola çıkarak Bodrum ve Rodos başta olmak üzere Haçlı Şövalyelerine ait diğer kalelerde kullanılan Türk esirlerin belirli bir süre kullanılmışlarsa eğer köle ticaretine konu olmasını, tüccarların Bodrum Kalesi’ne Zenci veya Arap köle getirip Menteşe iline buradan pazarlıyor olmasını, Hızır Reis ve Kirigo’nun fidye ödemek için Midilli’den gelip direkt Rodos’a gitmemiş olmasını, Reis’in 18.000 akçayı Kirigo’ya Bodrum’da vermiş olmasını Kale’nin ezelden beri yalnızca Hırıstiyan kölelelerin kaçıp sığındığı bir yer değil aynı zamanda Müslüman kölelerin fidye ödeyerek serbest bırakıldığı bir yer olduğu sonucuna varmak yanlış olmayacaktır.

 

 

devam edecek...

mehmet cilsal-tarih araştırmacısı

 

KAYNAKLAR

1*-“Le château Saint-Pierre et ses campagnes de construction” by Monsieur Jean-Bernard de Vaivre

2*-The life of the renowned Peter D'Aubusson, Grand Master of Rhodes containing those two remarkable sieges of Rhodes by Mahomet the Great and Solyman the Magnificent, being lately added to compleat the story adorn'd with the choicest occurences in the Turkish Empire at that time.” by Bouhours, Dominique, 1628-1702.

- “Vice Chancelier de I’Ordre de Saint-Jean de Jerusalem” by Guillaume Caoursin

3*-Archieve of The Order of Malta AOM s. 77-104

4*-Archieve of The Order of  Malta s AOM s.77-108

5*-“The United States of Europe-Dress Rehershal: Rhodes 1396-1522” by Dorothea Papathanasiou

6*-“The United States of Europe, Dress Rehershal: Rhodes 1309 – 1522” by Dorothea Papathanasiou, Created by Aldo Di Russo, Producer Unicity Art Director Beatrice Dell’Acqua

7*- “The Knights Hospitaller of Rhodes and the Black Death of 1498: a poetic description of the plague” by Costas Tsiamis, Georgia Vrioni, Effie Poulakou-Rebelakou, Vassiliki Gennimata, AthanassiosTsakris

8*-" Mozolenin Daha Geçmiş Tarihi ve Bodrum'daki Hospitaller Kalesinde Kullanımı, The Maussoleion at Halicarnassos. Reports of the Danish archaeological expédition to Bodrum, by K. Jeppesen, Copenhague- Aarhus, 1981-1986, p. 165-167.

9*-“İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi”by İsmail Hami Danişmend

10*-Osmanlı-Memlûk Mücadelesinde Beş Yıl Savaşları by Doç Dr.Fatma AKKUŞ YİĞİT

11*- “Gazavat-ı Hayrettin Paşa” by Seyyid Muradi(16.yy’da Barbaros’un ağzından) 

12*-14./15. YÜZYILDA KÜDÜS'E GİDEN ALMAN HACILARININ TÜRKİYE İZLENİMLERI by Prof. Dr. WILFRIED BUCH Çev: Y. Doç. Dr. YÜKSEL BAYPINAR

13*-“L'Ordre de Saint-Jean-de Jérusalem, l'Empire ottoman et la Méditerranée orientale entre les deux sièges de Rhodes, 1480-1522” by Nicolas Vatin

  

 

 

 



Bu yazı 12361 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA

Web sitemize nasıl ulaştınız?


Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
YUKARI