Bugun...


Mehmet Çilsal

facebook-paylas
KIZILHİSARLI MUSTAFA PAŞA’NIN BİLİNMEYEN HAYATI ÜZERİNDEN BODRUM TARİHİ-11
Tarih: 26-08-2020 22:17:00 Güncelleme: 26-08-2020 22:17:00


 

KIZILHİSARLI MUSTAFA PAŞA’NIN BİLİNMEYEN HAYATI ÜZERİNDEN BODRUM TARİHİ-11

 

Kızılhisarlı Mustafa Reis’in Sıravolos-Bodrum’da ilk günleri

 

Bilindiği gibi, Osmanlı Donanması her yıl rutin olarak ilkbahardan sonbahara kadar Akdeniz'e sefere çıkardı(ihrac olurdu). Sefer, bir hafta evvel müneccimbaşının belirlediği uğurlu günün eşref saatinde başlar ve yaklaşık yedi ay sürerdi. Bu uğurlu gün genellikle Hıdrellez’e denk getirilirdi(1*).

 

 

Amaç, Osmanlı sularındaki ada ve kıyılarda yaşayan halkı ve bu sularda gerçekleşen ticareti deniz haydutları ile düşman gemilerinin saldırılarından korumaktı. Sefere, Kaptan-ı deryanın beylerbeyi olduğu Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti'nin derya beyleri de sancaklarındaki has ve salyanelerine göre hazırladıkları birer veya ikişer gemi, tımarlı sipahi ve zaimleriyle birlikte katılım gösterirdi. Hatta Garp Ocakları filoları da birer mektupla davet edilirdi(2*)

 

 

1715-6’da Venedik'le yapılan Mora ve Girit savaşı sonrasında, Karlofça Antlaşması’yla birlikte  donanma ve denizler açısından uzun sürecek bir sakinlik dönemine girilmişti. Bu savaşsız dönem boyunca Donanma’nın görevi, Osmanlı sularına giren düşman ve korsan gemilerinin takibiyle sınırlı kalmıştı(2*age).Donanma’nın kış gelmeden tersaneye dönmesiyle birlikte tüccar gemileri ile kıyı liman ve yerleşimlerine saldırmaları için Akdeniz korsanlarına fırsat doğmaktaydı. Bunların içinde Müslümanlar da vardı. Deryada din yoktu çünkü. Tarihçi Aziz Samih İlter’in Akdeniz Korsanlarıyla ilgili tarifi şöyledir:“Eskiden Hıristiyanlığa karşı yapılan gazâ, yerini denizde yüzen her şeyin ganimet olarak görüldüğü yağma düzenine bırakmıştı. Cezayir’deki korsanların çoğu Anadolu sahillerinden gelen ‘çift bozan’ köylülerdi. İzmir, Foça, Karaburun, Muğla gibi Batı Anadolu kıyılarından gelen bu köylüler, karada ya da gemide görevlendirilir ve reislerine tâbi olurlardı.18. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’dan  gelenler, eskisi gibi yiğitler değil işsiz ve serseri takımıydı. Bunların ocağa karışmasıyla birlikte ocağın eski ruhu yok olmuştu” (3*).

 

 

Doç.Dr. Emrah Sefa Gürkan, korsanlar dünyasını anlattığı eserini Müslüman gaziler-kefere-i fecere, zındık-mümin, şaki-makbul tebaa gibi dikotomiler üzerinden kurmaktan kaçındığını belirtmiştir(4*). 

Kıyılarda karakol bekleme, takipler yapma gibi görevleri olan  “Fırkateciyan Teşkilatı”, yüzyıl önce yukarıda tanımlandığı gibi din, millet, gaza vb. saikleriyle hareket etmeyen korsan tehditlerini  önlemek için kurulmuştu.  18.yy’ın ilk çeyreğinde Akdeniz’in en şöhretli en baş belası korsanları ise Manyatoğlu ile Andronaki adlı korsanlardı.

 

Kızılhisarlı Kaptan Mustafa Bey’in “Bodrum Fırkateler Reisi” görev beratını Mora ve Girit savaşı öncesinde  aldığı ve 1714’nin kışından beri sadece kağıt üstünde miri fırkate reisi olduğu çünkü fiili reislik vazifesinin başlamasının araya giren seferberlik(nefr-i amm) nedeniyle geciktiği ve muhtemelen 1717’yi bulduğu  önceki bölümlerde aktarılmıştı.

 

 

Sıravolos’a(Bodrum) Varış...

 

Eğriboz-Sıravolos(Bodrum) arası yaklaşık 4 günlük mesafedeydi. Tüm sefer hazırlıkları tamamlanan Miri Bodrum Fırkatesi, Eğriboz’un(Agrıbos) merkezi olan Kalkis’ten yelken açıp Reis’in nahiyesi olan Kızılhisar’a(Karystos) uğramış, kısa bir mola ve iaşenin ardından demir alıp Sıravolos’a doğru seyre devam etmişti. Havanın durumuna göre geceleri rota üzerindeki bazı liman veya iskelelerde kıyıladıkları varsayıldığında, dördüncü günün sonunda Bodrum Kalesi limanına demir atılmıştı. Reis’in karaya ayak basar basmaz tanışıp el sıkıştığı ilk kişiler, Bodrum Kalesi dizdarı ve kethüdasıydı. Gemi mürettebatıyla beraber elbette kale gezilmiş, içerdeki kahvehanede oturulup kahveler yudumlanmış, kale ahalisiyle tanışılıp sohbetler edilmişti. Yine muhtemelen kuzey kapısı tarafındaki mescid, deveci hanı-gerişi ile varoştaki bağ bahçelere de gezi yapılmıştı.

 

 

Kale’nin varlığı, Miri Fırkate’nin Tersane-i amire tarafından karşılanan gülle, barut vb. mühimmat ihtiyacı yetmediği zamanlarda ve bazı acil durumlarda sığınma yeri olması nedeniyle çok  önemliydi. Kale’deki tanışmalardan sonra varılan ikinci adres ise Karabağlar’daki Sıravolos Kadılığı olmuştu. Kadılık, Miri Fırkate’nin erzak ve diğer ihtiyaçlarının temininden sorumluydu. Bu konuda muhtemelen payitahttan bir de emirname gönderilmişti. Sıravolos Kadısı, bölgeye hazır çok ciddi donanma askerleri gelmişken Fırkate Reisi’ne Yarımada’nın bozuk dirlik düzeni, karada yaşanan güvenlik sorunu hakkında da malumatlar vermiş  Yahşili Naip Hacı Ali, Kuyucaklı Mültezim Subaşı Ali gibi zalim idareciler yüzünden ahalinin başka yerlere göç göçmek zorunda kaldığı gibi husuları da anlatmıştı muhakkak.

 

 

Sıravolos’u ilk kez gören Eğribozlu mürettebat için Yarımada ilginç bir yer olsa gerekti. Geldikleri bu coğrafya Sıravolos ahalisinin dahi hakkında hiçbirşey bilmediği, bir zamanlar dünyanın en görkemli, en ünlü şehri olan “Alikarnas”tı. Sıravolos(Bodrum) hakkında gerek kendi kazalarında sorup soruşturarak  gerekse yolculukları esnasında mola verip kıyıladıkları adalar ahalisinden illa ki çok şey duyup işitmişlerdi. Karaya ilk ayak bastıklarında  gözlerine ilk çarpan manzara ise Alikarnas’ın harabe haliydi elbette. Eğriboz’daki antik çağ harabelerinin “Alikarnas”da gördüklerinin yanında devede kulak kaldığı kesindi. Kalıntılardan ibaret çanağın kaledekiler tarafından ekilip biçilmesine, ağaçlı, bağ bahçeli olmasına rağmen etraftaki antik taşlardan hiç ev yapılmamış olmasını da tuhaf bulmuşlardı  muhtemelen.    

 

 

Mustafa Reis’e zimmetlenen miri fırkatenin yeni mi olduğu, askeri vasıflı donanma gemisine sonradan mı dönüştürüldüğü(aktarma) gemici personelin Eğriboz’dan, savaşçı personelin(levent) Sıravalos’tan mı temin edildiği gibi husular hakkında belge sahibi değilsek de Yarımada’da bol miktarda “levend” olduğunu(5*), hatta Cezayir’de “Sıravolos(Bodrum) Levendleri” adında  Ocak bile bulunduğunu yüzyıl önce Rodos Paşası’na gönderilen bir fermandan(6*) biliyoruz. Dolayısıyla Reis’in fırkatesi için lazım olan leventleri büyük ölçüde Yarımada’dan temin ettiğini düşünmek yanlış olmaz.  

 

 

Karada mekan ihtiyacı...

 

Mustafa Bey, 1717 bahar aylarından itibaren fiilen vazife icra etmeye başlamıştı.  Bu vazife, sadece karakol bekleme, takip yapma vb. den ibaret olmayıp kıyılarda palanka inşası, istihbarat toplama ve istihkâm faaliyetlerini de içeriyordu. Miri  Fırkate’nin filo halinde görev yapıp yapmadığının belgesi elimizde yok ama Güllük, Güvercinlik’ten Gökova’ya kadar geniş bir alandan sorumlu olduğu düşünülürse, deryada tek başına seyir yapmadığı sonucuna varmak mümkün. Bu durum ise Filo Reisi’ne önemli bir görev yüklendiği anlamına gelir ki bu görev, gemi mürettebatı ve leventler için karada barınacakları askeri mekanların inşasından başka bir şey değildi. Nitekim, Doç.Dr.Yusuf Alperen, önemli bir makalesinde Osmanlı Fırkateciyan Teşkilatı’nı her daim, her an sürekli hareket edebilme kabiliyetine haiz deniz milisleri olarak tarif etmiş ve şöyle bir tespit yapmıştır:  “...bunların içindeki görevlilere ödenen maaş, savaş malzeme ve mühimmatı ve bunların civarında yeni bir yerleşim biriminin hayatiyet kazanması için bina edilen yapılar ve bu yapıların işlevlerini devam ettirebilmeleri için yapılan harcamalar da ciddi bir gider kalemi oluşturmaktaydı...”(7*)  

 

 

Sıravolos(Bodrum) Yarımadası,  biri fırkate  diğerleri güvertesiz  piyade, kırlangıç ya da filika cinsinden oluşan bir filo tarafından korunuyordu artık. Başlarında Mustafa Reis’in bulunduğu “Sıravolos Deniz Milisleri” bölgede sürekli devriye atıyor, takipler yapıyor, kritik noktalara çakaloz toplu palankalar inşa edip başlarına nöbetçiler koyuyordu. Yarımada ahalisi sayelerinde artık kendilerini güvende hissetmeye başlamıştı. Aylar geçtikçe kaptanlar, denizciler ve levendlerden oluşan filo mürettebatı için karada barınabilecekleri binalara ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı. Bodrum’a ilk geldiklerinde muhtemelen Kale içinde varsa misafirhane odaları kullanılmışsa da sonraki günlerde bazı sıkıntılar, rahatsızlıklar başgöstermişti muhakkak.  Deniz Milisleri’nin  deryada olmadıkları zamanlarda karada doğal hayatlarını sürdürecekleri, rahat edebilecekleri özel mekanlara ihtiyaç vardı velhasıl. Bu binalar elbette ki karargah, koğuş, mutfak, yemekhane, hamam, depo gibi askeri konsepte inşa edilmeliydi...

Devam edecek.

mehmet çilsal-tarih araştırmacısı

Bodrum

KAYNAKLAR

(1*) Osmanlı Devleti'nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı-Prof.Dr.İsmail Hakkı Uzunçarşılı.

(2*) Osmanlı Donanmasının Bir "Seyir Defteri" ve XVIII. Yüzyıl Osmanlı Denizciliğine İlişkin Bazı Gözlemler”-Prof.Şenay Özdemir

(3*) Şimali Afrika'da Türkler(Kitap)-Aziz Samih İlter /Akdeniz’de Cezayir Korsanlığı-Seyfullah ASLAN

(4*) Sultan’ın Korsanları-Kitap-Doç.Dr. Emrah Sefa Gürkan

(5*) Bodrum Yarımadası’nın Tarihi Coğrafyası/Prof M. Akif  ERDOĞRU-Prof. Ahmet ÖZGİRAY

(6*) Bodrum’un Garp Ocakları ile ilişkileri ve işlevleri-Prof.İbrahim Güler

(7*) 18.Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Ege (Adalar) Denizi ve Doğu Akdeniz’e Yönelik Güvenlik Parametreleri-Prof.Yusuf Alperen Aydın

 

 

 



Bu yazı 282 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA

Web sitemize nasıl ulaştınız?


Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
YUKARI