Bugun...


Mehmet Çilsal

facebook-paylas
BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BODRUM KALESİ-56
Tarih: 08-03-2023 23:28:00 Güncelleme: 08-03-2023 23:28:00


 

Cem Sultan’ın ölümü, Osmanlıları ve Chateau Saint Pierre(Bodrum Kalesi) dahil Rodos Şövalyelerini nasıl etkilemişti?

Chateau Saint Pierre(Bodrum) Komutanı Francesc de Boxols’un görev süresi 1494'ün ilk ayında bitmiş, yerine 28.01.1494’de Charles de Joualtes adında bir komutan atanmıştı(*1).

 

 

Guillaume Caoursin notlarına göre Komutan Boxols, GM d’Aubusson tarafından  Katalan Başrahipliğine getirilmiş, ancak çok geçmeden Papalık tarafından aynı makama başka biri tayin edilince Rodos dünyasında gürültü kopmuş, şövalyelerin Papalığa olan güveni azalmıştı(*2).

 

 

 

 Bu sıralarda Macar Krallığı ve Papalık ilişkilerinde karşılıklı askeri dayanışma ve yakınlaşmalar başlamış(*3), bunun sonucu olarak 1493'ün sonlarına doğru Hongrie Kalesi Komutanı Teğmen Charles de Joualtes(Gesualdo-Gesualdis ) Bodrum Kalesi’ne tayin edilmişti. Öyle görünüyor ki Teğmen’in  Rodos’a, oradan da Bodrum’a gelmesi bölgedeki savaşlar nedeniyle biraz gecikmişti. Prof Anthony Luttrell’e göre bu görevlendirme Rodos Şövalyeleri için de Macar Krallığı için de bir ilkti. GM D’Aubusson’un Kale’nin yeni Komutanı ile yanında getirdiği ekibe verdiği ilk görev emri ise 1491 senesinin vukuatlı kumandanı Philippe de Cluix tarafından başlatılan duvar inşaatlarının tamamlanması, onun yapmış olduğu bir yapının farklı biçimde revize edilmesi, güney perdesinin St Cathrine Kulesi’ne(İngiliz Kulesi) yakın yerine kapı açılması, surlara topçu mazgalları ve tabyaların yapılması  ile 1455’in Komutanı Jaume de La Geltru’nun inşa ettiği dış savunma yapılarından biri olan köprülü geçit Kule’nin yükseltilmesiydi (*4).Komutan Joualtes de tüm bu işlerde Mausoleum’un önceki yıl depremde yıkılmış taşlarını kullanmıştı.  Macar Ordusu’nun o devirde bomba ve top teknolojisinde  çok ilerde olduğu düşünülürse, Teğmen’e bu görevin niçin verildiği daha iyi anlaşılacaktır.

 

Macar Teğmen Joualtes’in görev süresi sanki bir işin bitirilmesiyle sınırlıymış gibi  kısa sürmüş ve 1495’de tamamlanmıştı. Bodrum Kalesi’ne onun yerine önceki komutanlardan Regnaud de Saint-Simon iki yıllığına atanmıştı ve bu onun ikinci tayiniydi. Bu süre boyunca Kale’nin güneybatı köşesinin hemen önündeki savunma yapısı olan revelinonun kuzey ve doğu istikametindeki duvarlarını yükseltmiş, yanısıra güney perdesinin  ucuna dört mazgallı kapalı bir topçu bataryası inşa etmişti. Komutan Saint-Simon, kendi eseri olan revellino yapısının hem batı, hem güneybatı hem güneyinde deniz tarafına bakan 3, Komutan Kulesi’ne bakan bir adet olmak üzere baklava dilimli formdaki armasının yontulu olduğu toplam 4 adet mermer rölyef yerleştirmişti.

 

 

Bunlardan güneybatı duvarına monte edilen büyük rölyef, Papalık ile GM Pierre D’Aubusson’un kardinallik armasının altına kendi armasının da yontulu olduğu grup rölyefti. Öte yandan 1480 kuşatmasından ders çıkarmış olan GM  Pierre d'Aubusson, geçitleri denetlemek amacıyla Kale’nin  kuzey hendeğindeki kayalıkların üzerine sağlam bir duvar inşa etme talimatı vermiş, bunun üzerine Komutan Saint-Simon emri yerine getirerek hendeğe bakan tarafta duvar ördürmeye başlamıştı. Liman Kule’yi batı perdesine bağlayarak doğu istikametinde uzanan ve Schlegelholt Kulesi’ne eklenmiş olan duvara paralel olan bu duvarın alt kısmına Saint-Simon-Thomas Provana- GM D’Aubusson grup arması  yerleştirilmişti. Saint-Simon’un bir diğer arması da İngiliz Kulesi’nin hemen güneyindeki kayalıkların üstüne örülen alçak perde duvarına inşa sırasında yerleştirilmişti. Önceki bölümde belirtildiği gibi doğu perde duvarının en kuzey kısmına da bir adet grup rölyefi yerleştirmişti. Bu komutanın   Amadeo Mauiri, Giuseppe Gerola ve Bernard Vaivre tarafından Kale’de tespit edilmiş toplam 6 arması buluınmaktadır. (Saint-Simon yapıları 1915 bombardımanlarında fena halde hırpalanmıştı) (1*age).

 

 

Bodrum Kalesi’nin yaklaşık 120 yıl süren ve hiç bitmeyen inşai işlerinde anakaraya bakan duvarlar topçu ateşlerine dayanacak şekilde  kalınlaştırılırken  denize bakan duvarlar çok fazla önemsenmemişti. Prof Vaivre’ye göre bunun sebebi muhtemelen Şövalyelerin deniz filolarına çok güveniyor olmasıydı.

 

Cem Sultan’ın ölümü

 

C em Sultan, 24 Şubat 1495 yılında Fransa’nın Capua şehrinde vefat etmişti.

 

 

1494 ve 1495 yılı, Avrupa’da krallıklar arası savaşların devam ettiği yıllardı. Napoli Krallığı’nı ele geçirmek isteyen Fransa Kralı Charles, ordusuyla sefere çıktığı günlerde Şehzade Cem'in kendisine verilmesi için  Papa’ya bir elçi göndermişti(*5). Cem Sultan’ın bu son günleri, olayların bizzat tanığı olan Haydar Bey’in “Vâkıât-ı Sultan Cem” adlı eserinde ve Osmanlı Vakanüvislerinde özet olarak şöyleydi: Fransa Kralı Charles’ın baskılarının artması sonucu Papa, Cem’i ona vermek zorunda kalmış kalabalık bir kafileyle yola koyulan Kral, Cem’i Papa’dan teslim alıp Türk maiyetiyle birlikte Roma’dan ayrılmış  birkaç gündür ağrılarından şikayetçi olan Cem, yolda fenalaşmış Capoue’ya gelinceye kadar sabretmişse de sonunun yaklaşmış olduğunu anlayıp çevresine toplanan  sadık subaylarına vasiyetlerde bulunmuş ve cesedinin Anadolu’ya nakli için ellerinden geleni yapmalarını söylemişti. Sultan Bayezid’e yazmış olduğu vasiyetnâme-mektubunda annesi ile ailesinin İstanbul’a getirilmesi ve kendi fedakâr adamlarına iyi davranılmasını, onların kendisini felaket anlarında dahi terk etmediklerini yazdıktan sonra çok iyi bakılmasına rağmen rahatsızlığı artmış ve 25 Şubat 1495 Çarşamba sabahı 36 yaşındayken Capoue şatosunda vefat etmişti. Cem Sultan’ın son anına ilişkin Haydar Beğ’in notları şöyleydi: “Rîga Fıransa dahi Begim hâtırın hôş tut gayret eyle şimdiden sonra sen âzâdsın kendüni mahbûs ve esîr tasavvur etme deyicek merhûm dahi el- Cem’in ölümünden kâfirler daha haber almadan Celal Beğ su koyup, Kapucubaşı Sinan Beğ de yıkayıp kendi sarığı tülbenti ile kefenlemişti. Orada bulunan adamları da namazını kıldılar. Fransa Kıralı olaydan haber alınca, çok üzüldü, yas tutmaya başladı. Ondan sonra ağşasını çıkarttırıp göbeğini misk ve anberlerle doldurup muşammalara sardırarak demir bir tabuta koydurmuş ve cenazesinin korunmasıyla Sinan Beğ’i görevlendirmişti...”(*6)

 

 

 Sultan Bayezid II, Cem'in ölüm haberi kendisine ulaştığında bunu doğrulamak için Avrupa'ya ajanlar gönderip kardeşinin cenazesinin bir Osmanlı şehzadesine yakışır şekilde defnedilmesi için kendisine gönderilmesini istemişti. Vefatın doğrulanmasıyla çok rahatlamış olsa da gerekeni yaparak tüm imparatorlukta yas ilan etmişti.  

 

Cem’in Avrupa’dan gelen ölüm haberinin Osmanlı ve Rodos Şövalyeleri üzerindeki etkisi

 Cem’in Avrupa’dan gelen ölüm haberi Anadolu genelinde infial yaratmıştı. Dönemin Şövalye kaynaklarında yazılanlara göre Cem’in ölümü nedeniyle Marmaris, Fethiye gibi Rodos'a yakın kazalarda yaşayan Türklerde öfke birikmiş, intikam duygusuyla hareket eden bazı Türk korsanlar veya kendisini öyle gösteren denizciler hemen her gün deryaya açılıp Rodos Şövalyeleri hegomanyasındaki adaları yağmalamaya başlamış bu hareketler daha uzaklara, Karya topraklarına dahi uzanmış, hatta Şövalyelerin olan Aziz Petrus/Bodrum Kalesi Kapısı'na dayanacak kadar da cüret etmişlerdi.

 

 

Derhal tedbirler alıp atağa geçen GM D’Aubusson, Şövalye filosunu bu korsan gemilerinin üzerine göndererek bazılarını ele geçirmiş, bazılarını ise mağrip çöllerinin sonuna kadar kovalayıp cezalandırmıştı. D’Aubusson, deryadaki kargaşa devam ederken tüm yaşananların arkasında Osmanlı payitahtının olup olmadığını öğrenmek maksadıyla  Babıali’ye(Paşakapısı) bir mektup yazmış, ancak Türk Korsanlar elçi gemisinin önüne kesip hepsini öldürünce tansiyon iyice yükselmiş, bunun üzerine çareyi Padişah  Bayezid’in bizzat kendisine yazmakta bulmuştu.

 

 

Kaleme aldırdığı satırlarda Bayezid’in kalben Şövalyelere karşı çileden çıkmış olma, kardeşinin ölümünden itibaren ise Şövalyelerin artık onun için önemini yitirme ihtimalinden bahsetmişse de tüm bunlara rağmen öfkesini hemen sergilemeyeceğini ifade etmişti. Nitekim öngörüsünde haklı da çıkmıştı. Çünkü  Padişah  Bayezid,  yine D’Aubusson’un kaleme aldırdığı satırlara göre Rodos çevresinde yaşananları öğrenir öğrenmez Anadolu Beylerbeyi olan Paşa’ya suçluları şiddetle cezalandırması için ferman yollamış, yanısıra Rodosluların maruz kaldığı kayıpların incelenip giderilmesi, Majesteleri adına her şeyin faiziyle birlikte ödenmesi ve benzeri vakıların yaşanmayacağına dair teminat vermesi için  Rodos'a oldukça ölçülü ve akıllı bir kişi göndermişti (*7). Barbaros’un hayatını kaleme aldırdığı Seyyid Muradi gibi D’Aubusson da kendi hayatını kaleme aldırmıştı. Yazarın anlatımıyla bundan sonraki süreç şöyleydi: Büyük Beyefendi(Padişah) bu şekilde Büyük Üstadı memnun etmek için uğraşırken, 1496 senesinde Rodoslulardan bazıları korsanların aldığı mallara karşılık misilleme olarak gizlice bazı gemiler çıkarıp Likya’nın bazı sahil köylerini yağmalamış, gemilerine el koymuş ve bir miktar Türkü de esir alıp götürmüştü.

 

 

Üstad-ı Azam durumdan haberdar olunca Beylerbeyi Paşa’nın şikayetine gerek kalmaması için yağma yapanların başındaki kişiyi tespit edip tutuklatmış, Şövalyelerin ganimette payı olduğunu anladıktan sonra konunun incelenmesi için komiserler tayin etmiş, savaş gemisiyle yapılan korsanlığın yasak olması nedeniyle ilgilileri yargılanması için mahkemeye  sevk etmişti.(7*age)

 

 

Kemal Reis-Endülüs Müslümanları-Rodos Şövalyeleri-Oruç Reis

 

 Akdeniz ve Ege’de her milletten korsan(corsair) ve deniz haydudu(pirate) olduğu, ganimet avcısı gemiler yüzdüğü, bu faaliyetlerle ekonomik bir çarkının döndüğü hatta tuhaf gelse de teamül şeklinde bir hukukun işlediği bilinmektedir. Örneğin, Şövalyelere esir düşüp kürek mahkumluğu yapan, daha sonra bir fırsatını bulup kaçmayı başaran Oruç Reis bu dünyanın bir parçası olmuştu. Yeri gelmişken Oruç Reis’in akıbeti hakkında bilgi vermekte fayda var: Seyid Muradi’nin eserinde yazılanlara göre Oruç Reis Şövalyelerin elinden kurtulduktan sonra Memlük Sultanı’na hizmet etmiş, 16 parça gemi ile Payas Körfezine kereste götürürken yine Rodos Şövalyeleri Donanması(içlerinde Bodrum Garnizonu gemilerinin de bulunduğu) ile karşılaşmış, yapılan deniz muharebesini de kaybedince yeniden esir düşmemek için çareyi kaçmakta bulmuş, yüzerek karaya çıkıp canını zor kurtarmıştı. Bu olaydan sonra Antalya’ya giden Oruç, kemerinde bulunan para ile 18 oturaklı bir tekne yaptırıp adeta intikam alma gayesiyle Rodos civarında korsanlığa başlamış çok geçmeden Şövalyelerin korkulu rüyası haline gelince heryerde didik didik onu aramışlar ve en nihayetinde paçayı kaptırmak üzereyken şansı yaver gitmiş,  teknesi zaptedilmiş olsa da bir kez daha Şövalyelerin elinden kurtulmayı başarmıştı.

 

 

Gemisiz kalan Oruç Reis, Sultan Korkud’un hazinedarı olan Piyale Beye daha önceden ahbaplığı olduğundan durumunu ona anlatmış, Piyale Bey, Teke(Kilikya) Sancak Beyi Şehzade Korkud’a durumu izah ederek “kâfirle” cenk eden gazileri koruyup kollamasını istirham etmiş, Oruç böylelikle  24 oturaklı bir kalyetenin sahibi olmuştu. Ayrıca Piyale Bey de kendisi için bir tekne yaptırıp Yahya Reis’i gemisine tayin etmiş, gemiler denize açılmaya hazır olduğunda Piyale Bey, Oruç Reis’e şunu demişti: “Sen hem kendi teknenin, hem benim teknemin üzerine mutemetsin tekneler deryaya  hazır olduğunda ise bu kez Şehzade(Çelebi) Korkud ona “Frengistan tarafına gidip orada korsanlık edin” yönünde talimat vermişti.(8*)

 

 

 16’ncı yüzyıla girerken söz konusu korsanlık sektörü içindeki ünlülerin en önemlisi Kemal Reis’ti. Kemal Reis, Oruç Beğ(divan katibi)  Tarihi’ne  göre 1470 Eğriboz seferine “azab neferi” olarak katılmış, fetih sonrası adadan ayrılmayıp Eğriboz’da denizcilik işleriyle iştigal etmiş, bir süre sonra “Azaplar Reisliği” görevine yükselmiş, ardından adadaki leventlere “Başbuğ” olmuş, derken kendine ait kalyata türünden bir gemi edinip Akdeniz’de seyreden Frenk gemileri ile Frengistan(İtalya, Fransa, İspanya vd) kale ve kıyılarına kadar akınlar düzenlemiş gözü pek bir denizciydi. Yarı bağımsız hareket etse de Osmanlı Deniz Kuvvetleriyle de irtibat halindeydi(*9). İşte bu dönemde tüyler ürpertici insan kıyımının yaşandığı İspanya topraklarında, başkenti Gırnata/Granada olan son Müslüman Devleti(Ben-i Ahmer Devleti) 1486 yılında bir elçi yollayarak Osmanlı’dan yardım istemiş, bunun üzerine donanması güçlü olmayan Bayezid bu işe Kemal Reis’i görevlendirmişti. Akdeniz bu korsanların yurdu olduğu için Reis, o diyarda yaşananları mağribi korsanlardan dolayı zaten biliyordu. İspanya’dan kaçıp Fas, Tunus gibi Arap kıyılarında korsanlık öğrenen İslam asıllı morisko ve müdeccenlerin içinde ünlü korsanlar da vardı. İbn Kemal’in(Kemalpaşazade) “Tevarih-i Al-i Osman” adlı eserinde Kemal Reis’in 1487’de küçük bir kadırga filosuyla Kuzey Afrika'ya vardığı, Cezayir ile Tunus arasında Bougie (şimdi Béjaïa) ve Bône'de (şimdi Annaba) üsler kurduğu, İspanya kıyılarını vurduğu, Malaga ve Balear Adaları'na baskınlar düzenlediği, binlerce Müslüman ve Yahudiyi Endülüs'ten Kuzey Afrika'ya tahliye ettiğine dair bilgiler bulunmaktadır.(*10)

 

 

 Kemal Reis, tam olarak ve resmen Osmanlı Devleti’nin hizmetine 1495’de girmişti. Bir seferinde ganimet ve esirlerle Gelibolu’ya geldiğinde Kapudan Arnavud Sinan Paşa aracılığıyla Sultan’a hediyeler göndermiş, 18 Şubat 1496'da Babıali'ye gittiğinde Padişah’ın takdirini kazanmış, yüklü miktarda maaşa bağlanarak onurlandırılmış ve emrine büyük bir gemi tahsis edilmişti.(10*age)

 

 

Öte yandan 1495'ten sonra İskenderiye ile İstanbul arasındaki rotayı seyreden gemilere yönelik Hıristiyan saldırılar giderek artınca Türk korsanlarının Rodos Şövalyeleri’ne ait adalara yönelik faaliyetleri de artmış, gelinen bu durum GM D’Aubusson’u Levantta dolaşan tüm Hırıstiyan gemilerini kendi hizmetine sokmaya sevketmişti. İstanbul’daki casuslarından Osmanlı Donanması’nın hazırlıklar içinde olduğu haberleri gelince de ilk işi Avrupa ile haberleşmek olmuş ve Cem Sultan’ı Fransa Bourgnaneuf’a götüren öz yeğeni Şövalye Blanchefort komutasında Sicilya'ya bol miktarda tahıl, mısır yollamış yanısıra İspanya’dan paralı  askerler kiralayıp bölükler oluşturması için talimat vermiş Savona Komutanı Boniface de Scarampi, Cenovalı Brasco de Salvago ve Lombardiya manastırından Fabrizio del Carretto'dan ise Rodos'a iki kadırga göndermeleri için ellerinden geleni yapmalarını emretmişti. Nitekim bir müddet sonra istenen gemiler, malzeme, mühimmat, erzak dolu şekilde silahla donatıldıktan sonra mürettebatı ve paralı askerleriyle birlikte limandan ayrılmış 400 parça pamuklu kumaş, 200 rulo yelken halatı, 300 adet kürek yüklü olarak Guy de Blanchefort, Fabrizio del Carretto ve Philip de Provana komutasında Rodos’a gelmişti.(yakın gelecekte bunlardan ilk ikisi Grand  Master, diğeri ise Bodrum Kalesi Komutanlığı’na atanacak)(*11)

 

 

Marino Sanudo Günlükleri’ne göre Aralık 1496’da İstanbul'dan dönen Alvise Sagudlino, etrafa Kemal Reis’in teçhiz edilmiş bir filo kapudanı olarak Rodos ve korsanlara yönleneceği haberini yaymıştı. Gerçekten de uzun zamandır hazırlıklar içindeki Osmanlı Donanması nihayet Gelibolu Boğazı'ndan geçmiş, ancak çıkan yoğun fırtına nedeniyle rota güneye sapınca bir müddet zorunlu seyir yapılmış, bunu görenler ise Donanma’nın Sancuvanlara  doğru gittiği haberini yaymış, böylece Rodos ve diğer adalarda panik başlamıştı.  Çok geçmeden Donanma’nın Güney Yunanistan ve Girit'teki Venedik kalelerini topa tutmak için sefere çıktığı anlaşılmıştı.(*12)   

 

 

 

Devam edecek...

 

mehmet cilsal

hukukçu-tarih araştırmacısı

Bodrum

 

KAYNAKLAR

1*-“Une campagne de travaux méconnue au château Saint-Pierre au XVe siècle” by Monsieur Jean-Bernard de Vaivre

2*-The life of the renowned Peter D'Aubusson, Grand Master of Rhodes containing those two remarkable sieges of Rhodes by Mahomet the Great and Solyman the Magnificent, being lately added to compleat the story adorn'd with the choicest occurences in the Turkish Empire at that time.” by Bouhours, Dominique

3*“Relations between the holy see and Hungary during The Ottoman domination of the country” by ANTAL MOLNÁR

4*-“The building of the castle of the Hospitallers at Bodrum, The Maussoleion at Halikarnassos: Reports of the Danish Archaeological Expedition to Bodrum. II” by Prof Anthony Luttrell

5*-“The United States of Europe, Dress Rehershal: Rhodes 1309 – 1522” by Dorothea Papathanasiou, Created by Aldo Di Russo, Producer Unicity Art Director Beatrice Dell’Acqua

-“Topkapı Sarayı Arşivlerinin Yunanca Belgeleri Cem Sultan’ın Tarihine Katkı” by Jacques Lefort, Çev. Hatice Gonnet, TTK Yayınları, Ankara 1981.

6*-HAYDAR BEY’İN VÂKIÂT-I SULTAN CEM ADLI ESERİ VE CEM’İN HAYATI- Yüksek Lisans Tezi, by Mehmet Batuhan ÇEKE

7*-The life of the renowned Peter D'Aubusson, Grand Master of Rhodes containing those two remarkable sieges of Rhodes by Mahomet the Great and Solyman the Magnificent, being lately added to compleat the story adorn'd with the choicest occurences in the Turkish Empire at that time.” by Bouhours, Dominique, 1628-1702.

8*- “Gazavat-ı Hayrettin Paşa” by Seyyid Muradi(16.yy’da Barbaros’un ağzından) 

 -GOMARA,MURADÎ VE KÂTİP ÇELEBİ’NİN ESERLERİNDE ORUÇ REİS İMGESİ by Halim Yiğit BOZKURT

9*“Takvimü’t-tevarih” by Katip Çelebi, Ayasofya Koleksiyonu

10*-“Endülüs İstidanamesi ve Kemal Reis’in İspanya Seferi” by Dr. Qiyas ŞUKUROV

11*-“The Barbary Pirates 15th–17th Centuries” by Angus Konstam

12*-“Diary of Marino Sanudo, 1496-1517” by Peter Mario Luciano Sebastian

 

 

 



Bu yazı 12815 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA

Web sitemize nasıl ulaştınız?


Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
YUKARI